tesettür ve düsünce bilgisi
en güzel yaszıları yazan tesettür diyorki luk arayışında, doğanın sadece onun isteklerine, heveslerine, brslanna hizmet için var olduğu düşüncesi içerisinde doğanın, 1 kadar bitki ve hayvan tüm canhiann da yaşama alanı oldu-amadan sürdürdü kendi özüne dönük yaşamım.çevresine ve doğaya verdiği zararın, yaptığı yıkımın ve bunun l^sofunlann farkına varması ancak 1960’lann sonlarında oldu. Is-f Ingiltere’den ve Almanya’dan kaynaklanan ve bölgede ciddi boyutla-atmosfer kirlenmesinin ve çevre sorunlarmın üzerine eğilinmesi '‘ gjrlcşmış Milletlere yaptığı çağrısı 1972 Stockholm toplantısı ile so-JJlındı toplantınm sonucunda durumun farkma varılması ve çevre bi-ıcının uvfi^ı^^sı gerçekleştiyse de, sorunun çözümlenmesi yolunda her-^bireylemsel gelişme olmadı.tnlü tarihçi Amold Toynbee 1976’da yayınlsman Mankınd and Mother jart/ı’te (İnsanlık ve Toprak Ana) şöyle yazdı:
En son yararlanılan yakıt olan uranyum atom enerjisi çıkarır, ancak insan, 1945’ten beri, bu titanik enerjiyi kullanmak yolundaki cüretinde kutsal babası Güneş’in savaş arabasmı eline geçiren mitolojik yan-temn Phaethon’un dört felaketle sonuçlanan serüvenine kalkıştı. Gemlerin güçsüz bir ölümlünün eline geçtiğini fark eden Helios’un arabasının küheylanlan gemi azıya almışlar. Her zamanki yollarmm dışına fırlamışlar, Zeus yetişip Güneş’in mağrur remplacanf üzerine şimşeği he-
men göndermeseymiş, biyosferi yamp kül olmaktan kurtaramayacakmış. Phaethon’un^O miti, İnsan’ın atom enerjisi ile oynamakla kendini karşı karşıya getirdiği tehlikenin bir alegorisidir.
Insan’m bu büyük maddesel gücü cezasmı çekmeksizin kullanıp kullanamayacağı henüz belli değil. Bu enerji, daha önce benzen olmayan büyüklüktedir, ama radyoaktif artıklann sonraki ze-hirleyiciliği de öyle. İnsan şimdi, biyosferin -yaşamın Toprak Anası- güneşin radyasyunu ile hayat verici -öldürücü değil- koşullarla döllendirildiği sürece müdahale etmiş bulunuyor însa-
^ rtmplacant. (Fransızca) Birinin yerine geçen.
^^Grek Roma mitolojisinde, güneş Unnsı Helios’un oğlu, babasının savaş ara-^ abr ve dikkatsiz kullanımı sonunda dünyayı ateşe vermek üzeredir kı. Zeu* bir şimşek çaktırarak felaketi
kMi üm kmrşı kmrştj» iGreenpeace Magazine, Ocsk/Şubct 1991K ÇereebtTdE» luıynsklsasn failoui indromkUf zcrreicnn ■f lirfrrdrn »şmdiym Finlandiya’dan Gtney Afn-
ka ya kadar dunyaom her yarinde saptandı
Çaratfbıl alayı iki gergef ftelcr öııtıııe serdi : 1. ntıkleer encr|i sntrafla n ynade yuz firvaniı dediİdn^ 2. btr yarde dan bir kaza dtmymn her yenai etkiler
Hanran 1992 Biıieynıiş Millatier’iıı Rio de Janciro’da düzenlediği ?t 178 «İreni derlet ym da bûkûıet bafkanianmn bir araya ^elddden Çent «a Kalkmıa Konferansı fConleranauı doğam DÜNYAYI KURTARAlilf'
Artan dünya nufiısu va teknolofinın aorumauz kullanımı^ doğal çerrryi va yaşansı soruna acil çtetun bulmayı zorunlu kılan tehlikeli boyutlarda ct> kiler oteuftar insanoğlu, doğayı tükenme noktasına getirecek denli tk murmuf ae tehlikeli boyutlara raran ölçüde kiıietmiştır Doğanın bir butun Bİarnk dengeli ra aağlıkh ışieyıyinı aağiayan ekosıatemler çatırdamaya baŞ' bıifCar Çok büyük btr ekolopk knzm içine girilmiştir Durum aon derece iddidır'
Bu^un dünyanın üzerinde, 5 milyardan fazla msan yaşamaktadır M û 6 000 dolaylanıada. Buz Çağından çıkıldığıfuta avlanarak ve topUyarak ■şayan 4 aaıiyon insan nufiıau. yavaş artmalarla laOCTde 300 nûlyan, bifan t teknolofinnı yaşamda etken olmaya Ksşlafna«fid«ı sonra ksy-andığı n-eyle IBOO'de 1 milyar, ISOO^da 2 miİ3rar otmuş, U. Dünya Savaşı’m ukytm Uarda saflık humetJennin gelişmemiş ölkeleTa de büyük çapta gOtuml^ caı ve ohn oranının (kaşûrülıııesıyle 1968’de 5 milyara çıkmıştır Aym m-hızı aorduğıi takdirde, yerkürenin üzeımde 2060 yümda 10 nuly», 2100 nda 15 aulyar insan yaşıyor olacaktır. Yerkürenin ba artışa dayanacak ;ü yoktur, ancak 8 milyar insanı, o da mmsmm doğaya karşı hoyratça ve sş nptiz davranmayı bırakması koşuhıyia, barındıracak güçtedir Tüketim aon 25 yıllık artış temposunun 2/3 oranında artsa bde, yetmş b dört kez katlanacaktır, dünya ekonomisi, bu ijnmser tahmınU bile.
0ynhndM buğun urecıienuı ırınnı kaunı üretir olacaktır
Ağmç kem mı nedeni yie dünyanın orman örtüsü her yerde srshsiftır Bce 1972'den bu yana 200 milyon hektar orman <ABD’nİD yurnlçumt-l/3"ıme eşH alan f yok olmuştur Ormanlann azalmaı her ytl bmlerce
1türün yok olmasına neden olmaktadır Dunyamn luenndekı tarieriB aâyoB de 80 miiyen aramda olduğu tahmin edilmektedir) ywrmam jm-fı hesaplanan, hır bıyokşik çeşitlilik hazînesi olan tropikal yağmur KnuB bu korundan f»¥İsst3da payını almalan. gerek bu turfens beda ngriausmek oaere yak nlmssing. gerekse bu ormanlann Mmuakn yk karbondioksit gMnnı
penıderin kirlenmesi ve sorumsuz avlanmaİEU- nedeniyle balık nüfusu kimi türleri ise tükenmektedir.
Endustn ve kent artıklannın akarsulara, göllere ve denizlere verilme-jpuf# kimyasal gübrelerin ve tanm ilaçlanmn yağmur tarafından bu su-ji, kanşmasmm sonucunda göller, akarsular ve kimi denizlerin tamamı ıjıg ve endüstri çöplüğü haline gelmiştir.
Tanm, eneıji üretimi, ulaşım, vb. nedenlerle nehirlerin yönlerinin de-pnnlmesi, barajlar yapılması, kanallar açılması, kimi nehirlerin denizle-{(ahz boşalmasına, kimi göllerin boşalıp yok olmasına (Orta Asya’da Aral, Çtodfhjp N'ir gölleri) ve ekolojik dengelerde bozulmalara neden olunmakladır
Atmosferin üst kısmındaki ozon tabakasında —ki güneşten gelen ışın-liDinıyı (radyasyonu) filtreler ve yaşam veren ışmlan geçirirken morötesi plan gibi zararlı ve ölümcül olanları geri çevirir— güney ve kuzey kutupla-nmn üzerinde iki delik açılmıştır. Soğutucularda ve çözücülerde kullamlan idoroflorokarbon (CFG) gazlarının neden olduğu ozon tabakasındaki bu iumsuz durum, nüfusu yoğun olan kentlerin üzerinde de gözlemlenmektedir
Taşıt araçlarının egzostlanndan, elektrik santrallannın, fabrikaların, ederin ve apartmanların bacalarından çıkan karbondioksit ve diğer gazlar tan kirliliğine neden olmakta; daha da korkutanı, bu gazlarm atmosferde çoğalması, sera etkisi meydana getirerek dünyanın sıcaklığının artmasına oeden olmaktadır.
Nükleer enerjinin günlük yaşama sokulması ise, insan iştahınm ve doy-maılığımn, ona böylesine ölümcül bir tehlike ka3mağını kullanmayı göze al-dırtabilecek denli dizginlenemez olduğunun göstergesidir. Her geçen gun çoğalan ve nereye konacağı, ne yapılacağı bilinemeyen nükleer artıklar sorununun; santrailarda meydana gelebilecek sızmaların ve kazaların yol a-çacağı radyasyon tehlikesinin, insanlığa verdiği yeni korku, bu ıştahm ve (doymazlığın faturası olabilir ancak.
Rio de Janeiro toplantısında atılan adımın devamı olarak, beş yıl sonra. Haziran 1997’de New York’ta toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferan-« bu kez Tıme\n Kasım 1997’de çıkardığı “Değerli Gezegenimiz” başlıklı ozelıayınm konusu oldu. Dünyayı tehdit eden çevre sorunu karşısında ul-
^«n^ıçU büpsizlık vardı ve korku vardı *
Bı çtlışmada, insanın düşünmesini öğrenmesi ve geliştirmesi ile birlik* fikirlikten bilgilenmeye çok büyük yol aldığı izlendi, insan bilim ve ÇAtıns ulaştı, fiziksel dünya, doğa, insanm kendisi, evren hakkın-^^şey (ğrendi. Mikrokozmosun ve makrokozmosun derinlerme mdı İn* kiunun bugune değinki bilimsel ve teknolojik başarılan ve ona koâku ıfsdoiıgüçlenne karşı kazandığı zafer, onu henüz çözemediği -ya da bü-^meıının sonucunda kendisinin yarattığı- kimi sorunlan da büım ve ıbobyi trscüığ ile bir gün mutlak çözebileceğine ilişkin kesin güven ıçen-IM toktu
Bilim ve teknoloji çağınm, tüm olumlu yanlanyla birlikte getirdiği, ge-mtf ılifkin umutsuzluk ve güvensizlik veren olumsuz yan etkiler, her gun «ilen geliştirilen teknolojilerin hemen her zaman kötü amaçlar için de lüllinılmMi; ilerleme uğruna doğaya verilen, biyosferin dengesmi tehlikeli loyutlırs varan derecede bozan zararlar; aşın ve dengesiz tıiketimm, eneı^i preksmımını nükleer enerji gibi bir ölümcül tehlikeyi yaşama sokmajn go-»alibılecek noktaya dek getirmesi ve bu gidişin insanlarda yarattığı nihai vt toplumsal çöküntüler; insanın bilgsizliği yendiği gibi korkuyu da ye-Maedığuûn göstergesidir. İnsan bugün, edindiği bilgileri yaşama sonım-aıct uygulaması sonucunda, ona can veren Toprak Ana’ya yaptıklanyla, iDiıma eziyet edenlerden ve anasmı öldürenlerden öç alan mitolojik tann-çı£rvnv«’in nefesini ensesinde hissetmeye başlamıştır.
İMinoglu doğanm gizlerini çözmek ve anlayamadığı olaylara anlam ve-rföıiraek için sürdürdüğü binlerce, onbinlerce yıllık arayışmda, doğanm bil-ghaımesmin anahtarını ancak üç-dört yüzyıl önce Aydmlanma Çağında «be geçirebilmiş, bilimsel düşünme ve bilimsel bilgi edinme aşamasına -ve JWiıgetirdiklerine— zafer şenlikleri içerisinde girmişti. Aydınlanma, ger-fdrtao, akim bilgisizlikten, batıldan ve bağnazlıktan kurtulma yolunu aça-nk, yaşamı boyunca onu mutsuz etmiş olan korkularmı üzerinden atabilme w gerçek mutluluğa kavuşabilme olanağmı insana veren düşünsel aşama, dışuDcemn onu tutsak edenlere karşı özgürlük savaşınımda kazandığı bü-vuk zafer olmuştu.
Savaş ne denli zor ve uzun olursa, sonunda ulaşılan zaferin şenliği de o ısdar görkemli olur. Ama kimi zaman da zafer, zafer sarhoşluğuna dönu-fttr Aydmianma’nm ve Bilim ve Teknoloji Devrimi’nınki öyle oklu. İnsanlı-ŞD dünya sahnesindeki milyonu aşkın yıl öncesinin hayvan ile insan ara-
aındaki ilk günleri düşünülecek olursa, yaşanılan bu zafer sarhoşluğunu yadırgamamak gerekir
Batı insanı, Aydmlanma ile ulaşılan bilim ve teknolojiyi, yaşamı kolaylaştırmak ve rahatlatmak, insanlığı özgür ve mutlu kılmak üzere ardı ardına ve hızla, akıllara şaşkınlık veren bir sergilemeyle hizmetine sokarken kazandığı zaferin verdiği güçlülük ve egemenlik duygulan içerisinde ve bilim ve teknolojiyi tek güven kaynağı görmesi sonucunda, bağımsız düşünebilme ve bilgilenme uğruna verdiği savaşımı hedefinden saptırmadan edemedi, ezelden beri korkulannm kaynağı olarak gördüğü doğayı önünde diz çökmüş ve insafına sığınmış yenik düşman olarak gördü Kendisinin ve doğanın iki karşıt taraf olduğu anlayışına dayanan bu görüş, ulaşılan yeni uygarlığın temeli oldu Bu görüş, Batı insanının bilincine öylesine yerleşti kı, doğaya egemen olmak ya da doğa ile uyum içerisinde bulunmak, yaşamını birine ya da ötekine uygun sürdürmek, uygarlık ve ilkellik durumlannm ayırt edilmesinde ölçü olarak benimsendi. Batı inşam, ilerleme diye değerlendirdiği kendi yolunda giden ve bu yolun getirdiği maddeci değerlerle yaşayan, doğayı insanın hizmetinde ve emrinde gören toplumlan uygar; doğada yaşayanları ya da kendilerini doğadan soyutlamayarak doğanm bir parçası sayan ve onunla U3nım içerisinden olanlan, ilkel ya da geri kalmış kabul eden bir smlayış içerisinde yaşadı. Doğanın, kendi çıkarma sonuna dek fethedilmesi gereken bir karşı taraf olduğu şeklinde kök salan ve güçlenen bu anlayış ve dizginleri salıverilen insanm bencilliği ve doymak bilmez hırslan ve istekleri aklın gerçekten büyük olan zaferini zafer sarhoşluğuna dönüştürdü.
Bugünün genel yargısı, insan düşüncesinin bilimsel ve teknolojik aşamaya gelmekle en yüksek sentezine erişmiş olduğudur. Doğayı fethetme ve egemen olma girişiminin olumsuz sonuçlan son yüzyılda artarak yaşamda görülmeye başladığı halde, usa ve mantığa, analitik düşünceye, akim o yam-nın başarısı olan bilime ve teknolojiye güven sarsılmazcasma yerleşmiştir batı insanının genel yargısı olarak. Hattâ bunu, insan aklınm son ve en yüksek sentezi olarak değerlendirenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır.
Düşüncenin ulaştığı gerçekten büyük aşama olan Aydmlanmayı ve bilim ve teknolojiyi ve çağın siyasal, toplumsal, ekonomik, insan yaşamım ve ilişkilerini ilgilendiren konularda getirdiği aşamaları, “Son ve En Büyük Sentez'’ olarak değerlendirmek ve bu değerlendirmenin verdiği aşın güvene sığınmak, yanılgının büyüğüdür; ayrıca da bugünün sorunlannın kaynağında bilim ve teknolojinin değil, onları yaşamında uygulamaya sokan insan unsurunun yattığı gerçeğini -kazanılan bu kendine güven içerisinde-görmezden gelmek ya da küçümsemektir. Düşüncenin gelişme sürecinin, tüm tezlerden ve antitezlerden, sentezlerden geçip son sentezini yapmış olduğu, evrimini noktaladığı yanılgısına kapılmaktır. İnsanın düşünmedeki
diyalektik süreçte son sentezini yaptıracak denli, küçum-
jj^ada izlenen düşüncenin öyküsü -ağırlıklı olarak- ussal, man-^ vramsal, analitik düşüncenin bilimsellikle sonuçlanan, Batı’da sentezidir. Ağırlıklı olarak Batı düşüncesinin izlenmesinin (^^rtihde^K gerçekten kaynaklanan zorunluluktur. Doğu duşunce-^ sânın içsel-ruhsal arayışına öncelik vermesi nedeni ile geleneksel-j.ijjdı kalmaktan kendini kurtaramaması, diyalektik süreçteki et-ıkı bin yılı aşan bir süre boyunca kendini çekmesidir. Bu sure içe-î^J^jnainik sürece dinamizmini kazandırmak işlevinin İonyalılarm ve elinde batıya kaymış olmasındandır.
bu uzun süre içerisinde içsel aydmlanmadaki durağanlığım sur-. İçsel derinleşme, öze ilişkin arayışlar, iç-görüş, sezgi, bilgelik, buyuk gürlerin tek ilgi alanı olarak kaldı; Doğu insanının düşünme alanı bu dışına çıkma olanağı bulamadı. Yüzyıllar boyunca, içsel derinleşme donuk arayışlar, Doğu insanının aklın tek gıdası, şartlanması, felsefi jip^ncelerin temeli olduğu kadar halk kitlelerindeki batıllarm ve bağnaz-^ınndakaynağı oldu.
Diyalektik süreçte etkenliği elinde bulan Batı, aklı içine düştüğü bu du-^lıktan kurtarmak yolunu seçerek, gözlemlerini kendi dışına, çevresi-„ dış dünyaya yöneltti; düşünmelerinde zihinselliğe, mantıksallığa ve us-glğı öncelik ve ağırlık kazandırdığı süreçte, analitik düşünce ve bilimselli yoluyla doğanın sırlarını çözümlemek ve açıklamak hedefinde ilerledi; ^bilgisizlikten, dogmalardan, batıllardan ve bağnazlıklardan kurtarma, tupmsu ve özgür kılma savaşımı verdi. İnsanın üstünlüğü, değerliliği, ege-teolığı, yaşamını gönlünce yaşaması gerektiği gibi anlayışları, maddecili-|bi yansıtan değerlerle ve özgürlük anlayışına uyan bir rahatlık ve öze dö-üolluk içerisinde geliştirdi.
Ancak Sophokles’in “Harikalar pek çoktur dünyada ama bunların en Titai insandır. O toprağın, yaşayan her şeyin efendisidir” sözleri, daha son-rılı çağlarda gelişip güçlenecek ve öze dönüklüğü besleyecek olan çarpık «lıyışlara saptınidı. İnsanı Tann’nın kendi şeklinde yarattığı sevgili ve kndk evladı, dünyayı da onun evrenin merkezindeki evi durumuna sokan Hmuyanlık, Öreklerdeki, insanın üstünlüğü ve yüceliği duygusunu özun-^ saptırarak ve abartarak, insanı doğanın üzerindeki ayrıcalıklı yerine '’tottu Bm yılı aşan Ortaçağ bağnazlığı ise insanların kafalarında öyle iz-bıraktı kı bu izleri Ortaçağı izleyen yüzyıllar -hümanizma, Protestanhk, Aydınlanma- silemedi. Hümanizma, Öreklerin insana verdiği değen ^^yanlığın yakıştırdığı abartılı ayrıcalıkla yoğurdu. Protestanlıkla ge-^özgürlük, bireysel girişimcilik ve sermayecilik ruhu ise, Aydmlanma’nm »^oını izleyen Endüstri Devrimi’nin alt yapısını hazırladı. Batı uygarlığımn ionrakı Bilim ve Teknoloji Çağı ile sonuçlanan başanlan da, insanın
öıe donüklü^\ınu jruçlendiren üatunluk ve egemenlik duygularını, doğanın, onun Önünde diz çokmuş yenik düşman olduğ:u ve onu insafsızca sömürebileceği gonişlennı perçinledi
Buğun dünyanın buyuk bir bölümünde egemen ve etken olan, tüm ülkelerde ulaşılması ozlemlenen, özendirilen ve amaçlanan, Batı’nm maddeci ve yararcı sentezi üzenne son yüzyılda kurulan, “tüketim toplumu" oluşumuna dayanan uygarlığıdır.
Felsefelenn de, dinlerin de insanlardan surekJi istedikleri, aşınlardan sakınmayı ve dengeli yaşamayı, öze dönüklükten arınmayı, kendi dışmdakı yaşama da duyarlı olmayı, başkalarını da sevmeyi, buğunun insanından istemek belki henüz geç değildir. Çünkü, dunyanm bugün karşı karşıya bulunduğu sorunları yaratan insanın kendisidir, doğasındaki bencillik, iştah, hırs, doyumsuzluk nedeniyle, elde ettiği bilgileri ve başardığı bilimsel ve teknolojik aşamayı yaşama iyi niyetli, ölçülü ve dengeli uygulayamamasıdır, doğanın sırlarını öğrenme ve bilgilenme girişimini amacmdan saptırıp kendi egosuna ve güçsüz yanlarına alet etmesidir
İnsanoğlunun bugün kendine sorması gereken soru, evren, fiziksel dun-ya ve kendisi üzerine bilimsel bilgisini akıl almaz boyutta genişlettiği halde, kendi ruhsal yanına ilişkin bilgisizliğin üstesinden neden gelemediğidir.Bi-lım ve teknoloji alanmda akıl almaz başarılar kaydederken, kendi içsel derinleşmesinde, kendini tanımasmda ve erdemler kazanmasmda, kendme egemen olmasmda ve dengeli yaşamasında aynı başarıyı neden gösteremediğidir
Teknolojinin boylesine ilerlediği 20. yüzyıl, insanhğm dünya sahnesm-de rol 03madığı onbinlerce, yüzbinlerce yıllık sure içerisinde bir nokta olabilecek bu sure, yaşama uygulanan, yaşamı kolaylaştıran ve renklendiren, akd almaz teknolojik buluşlann ve yeniliklerin, tıp, ulaşım, iletişim, yaşa-mm her alanmdaki gelişmelerin birbirini izlediği bu yüzyıl; neden, bir yandan da hırsın, açgözlülüğün, nefretin, çekememezliğin, katlanamamazlı-ğın, düşmanlığın daha önce görülmemiş artışla katlandığı, 200 milyondan fazla ınsanm savaşlarda öldürüldüğü, insanlığı dehşete sokan olaylann yaşandığı, doğanın can çekişme noktasına getirildiği, tarihe insanlığm yüzkarası olarak geçecek bir yüzyıl olarak sivrildi?
Bu paradoksun nedenini, insanlığın ruhsal yanının koşut bir gebşme güaterememış olmasında, çağımızın insanlarının yaşamlannı karartan, mutluluğunu engelleyen endişe, korku, ıstırap, yalmzlık vb durumlann buğun daha farklı şekillerde ve dünya üzerindeki yaşamın tumunu tehdit eden boyutta ortaya çıkmasında aramamız gerekmez mi?
Öyle görülüyor kı, sorunların tek çözüm yolu, insanın artık kendismi bilmesi, kendine egemen olması, dengeli olmayı öğrenmesi zamanınm gelmiş, hattâ belki de geçmekte olduğunun farkına varmasındadır Aklımn fonksiyonlarından sadece bir tanesi olan zihinsel-mantıksal-analıtık du-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder