tesettür ve düsünce bilgi

tesettür ve düsünce bilgi

 evet bugn tesettür dediki alanmda, evrensel makinenin güneş sistemlerinden ve ga-maddemn en ufak binmı olan atomlara kadar uzandığı, atomla TO kendi başlanna mikro güneş sıstemlen olabilecekleri gibi varsayım-■kendinden emin ve karşısına herhangi bir engel çıkabileceği
olmadan, evreni oluşturan başlangıç maddesmı arayışım sürdürdü ^ 3^'ttyüm ilk onyıllan içerisinde bu klasik mekanıksel evren mudehni «ğ^recek devrimsel buluşların gerçekleştirileceği kimsenin aklına gel-ywu yuzyüın ilk çeyreğine damgasını vuran Kuantum Kuramı İle Görelilik Kuramı, klasik hzıği gerçekten ‘'klaaik” yaparak modem fiziği başlatacaklardı
Ne^ton hzığım yerinden edecek olan hızlı buluşlar smsmı başlatan ilk oneeüı buluş 19 yüzyıl sona ermek üzereyken, 1881*da, Mkhaelaon ve Mor-ley admda iki Amerikalı tarafından gerçekleştirildi Ilünyanın hızını ölç-BMk için ışığm hızıyla deneyler yaparken, dünyadan uzaya, hangi yöne yayılırsa yayılam ışığın hızmın aynı olduğunu, dünyanın deviniminin ona ge-lan ışığm hızmı etkilemediğini saptadılar Bu. şu demekti ya dünya eterm ^tw4^ durağandı ya da, dünyanın ve öteki gezegenlerin içinde hareket (*ttık lan bir eter ya da başka herhangi bir şey yoktu Dünya durağan olmadığına ■öre ışık dalgalanmn iletim içm eter gibi bir aracıya gereksemesi yoktu kaplayan, dünyanın ve tüm gOksel kitlelerin içinde "jA ettıklan ve dalga olduğu
Eınstem’m bu şekilde, o güne kadar geçerli olan, nesoelenn gmışlık-yükseklik boyutlanna bir dördüncü boyut olarak zamamkıŞk ■MMH, geçerliliğini hâlâ sürdürmekte olan Eukleides geometnsım düzende geçersiz kıldı. Evren çapmdaki olaylar ancak üç geometnk^a 1 Mmaın boyutu İle açıklanabibrdi. Çünkü aynı anda evrenin değşıkyav I rinde bulunan devinim içerisindeki gözlemciler için zaman da diğşis Gosleralenen bir c^yda, farklı hızlarda hareket eden farklı foslmakı m yı değişik zaman ölçüleriyle algılayacaklardı
Eınstem, böyle bir evrende, doğruluğu kabul edilen ama açıkUajıs. Newtoıı’un yerçekımme kuşkuyla baktı ve sonunda, böyle bir yuş^km^ audığmı savunarak, Newton’daki “guç'e yer vermediği yem bir yasası gelışUrdı ve uzayaal kitlelerin bırarada tutulmasım “çekme ış^ dan değil, “uzay-zaman eğnsi* olarak tanımladığı evrenin durumuijeı^ ladı Evren sonsuz değildi; göksel kitlelerm bulunduğu maddesel bd^ kapsayan uzay sonsuza uzanmıyordu. Uzaym sonunu belirten hır tn gerçi, fakat hiçbir şeyin var olmadığı bir bölge vardı. Uzay, efrreoı.
Una galaksileri, güneş ststemlennı, yıldızlan ve gezegenlen buluadurt» mmmzjLMBk bir küre oluşturarak kendi uzennde genye doğru eğıyurdu
Inssnlsno uzay ve zaman anls)rışuun birdenbire altüst edilmen vc P' laiıldı getınlmeaı, evrenin tumu için geçerli bir standart olmadığımı» ajihnası. jmrçekımı diye b«r güç olmadığmın ilen sürülmesi, 250 yıklsı»^ doğruluğundan kuşku duyulmayan klasik fiziğin birdenbire yaniışl*^*^ b^MMsl çevrelerin kafslsnnı kanştırdı Newton*un çekim yasasımn deNUİığmm açıklanssası,
a*«aMnhs) ol«r»k. Emrtoın, kutlonm sadece enerinin bır farklı bıçı-■ıM^ııau. duraian bir cısımn kütlesinde bile »aklı enerj» bulunduğunu bununla ıVplı E»m<« tE. enerji, m. kütle; c, ışık hm) denklemi-«hi^ Ytm, Kf^rhanifi bir madde pandasında saklı bulunan enerji o cıs-■akttdcmnın vpk hınnın karesi ile <darpımına elitti Bu. şu anlama ıppliyor-h MiM» ve merjı bir tek fferço^n ıkı ayn yanı\xlı ve bin ötekine çevnlebı INıW Bir kitleyi madde olarak defol, yo^nlaşmış enerji olarak görmek ge-T«brdı
EıaMnn'm kuramı sadece mekanik evren mıxlelını yıkarak Newton\ın İB^na wnne yem bir fiaik yerleştirmekle kalmadı Fıaıkte bir başka gelıŞ' BM» ilk olarak 1901’de Max Planck’ın sOzünü ettiği Kuantum Kura-BikA. Bınstem m parçalanacak bir atomun içindeki ener3inm serbest kala-daMk'M^^ denkleminin oluşturulmasına kadar götürülmesine
<>larak Max Planck’a kadarki gelişmeler John Dalton'un , , *Moya alanına atom kuramını sokması ile başlar ve şu sıralamayla
IB96 Wılhelm Kımrad Röntgen, nesnelerin içine işleyen fOrulmeyen radyasyonlar olan X-ışınlarını buldu On beş yıl kadar sonra, bunların ışıktan çok daha fasla frekansları olan elektroınan>’a tık dalgalar olduğu kanıtlanacaktı 1896 Antoine Henn Recquerel. uranyumun kendiliğinden radyasyon Isr yaydığını, yanı radyoaktivitesini buldu, bu. atomun içensin de ener)i kaynağı olabileceğine dışkın dk işaretti 1897 J J Thompson, atomaltı parçacıklar duşUnceeını getirdi ve mad denin en ufak binmı olarak elektronları vnegatıf elektrik bunıaı^ eri olarak n elektronlann bir enerji düzeyinden öSf_ malanna neden oluyordu. Her “enerdi
kanar rle orantılı enerji miktar, neşredS Eınsteın Görelilik Kuramı'nı açıkladı ve aî^ yasyona ilişkin ileri sürdüklerinin ciddive m ’ vurguladı; “enerji paketleri” için de “kuantur^?*' landı. Kuantum Kuramının özelliği olacakoW tik radyasyona yeni bir görüş getirdi.
1911 Emst Rutherford, atomun poziüf elektrik yuklu çok vıf '
lesel çekirdek ve onun çevresinde dönen negatif yukı^»^^ lardan meydana geldiğini açıkladı. Elektronlar çekiriç ^ tif yükünü dengeleyerek atomun yapısını korumayı
1913 Niels Bohr, Planck’ın kuantumundan ve Rutherford’un atom yapısına ilişkin varsayımlarından yürüyerek, atomun ıçerJJ deki davranışm tayfım buldu ve atomik yapıyı saptadı Elektum lar çekirdek etrafındaki özel yörüngelerinde döndüklen sur®» radyasyon yaymıyorlardı, fakat bir yörüngeden ötekine nçrtyı. biliyorlar ve bu sıçrama surecinde, iki yörünge arasındaki farkı bir ışık kuantumu olarak açığa çıkıyordu.
Bu bulgular Einsteirim makro düzeyde yıktığı Newton fiziğim şimdi ât mikro düzeyde geçersiz kıhyordu. O ana kadar evrensel olduğu kabul edıkn Newton yasaları artık sadece, oldukça kaba duyu deneyimleri bölgesi içen sinde ve kaba ysıklaşımlar olarak geçerli kalıyordu.
Kuantum Kuramı, Sommerfeld, Broglie, Schrödinger, Bom, Heıse^ berg, Cirac gibi fizikçiler tarafından geliştirildi. Ancak tüm bulguİM Bohr’un kurammın kesin bir dille betimlenmesini olanaklı kılamıyordu tada fizikçilerin genel kabulünü engelleyen şaşırtıcı bir belirsizlik dunımu vardı. Atomaltı parçacıklar (elektronlar) geleneksel davranışlara uymu^ önceden kestirilemeyen kural dışı davranışlar sergiliyorlardı. Yapılan neyler ve gözlemler hep belirli bir kesinlikten uzak, ikilem sergilero®|^ vazgeçmeyen bir belirsizliğin ısrarla yinelendiğini gösteriyordu Bir e ronun yenni ve hızını aynı zamanda kestirmek olanaksızdı Kesin yen tandığında hızı belirsiz kalıyordu, kesin hızı hesaplandığındaysa bu keı yennı doğru belirlemek olanaksızlaşıyordu. En ilginci de, elektronlann çacıklar de dalgalar arasında değişime uğramaları, birinden ötekine p V gelmeleriydi Yani, bazen parçacıklar (madde) olarak, bazen de dalgaı «elektrik bınmi) olarak davranıyorlardı Her ikisinin de -hem maddenin hem ener3inın- özelliklerine sahiptiler
Maddenin atomalli düzeyinde, maddenin ıkilemli görünüm alm*«* •
B.r ayn. zamanda çok ufak hacimli b,r parçaak ve vav^im., dalga olmas,. bd.m adamlannm anlam veremed.k-çıkamadıktan bir paradokstu. Bunların davranışlannm sadece sınırlan içinde önceden kestirilmesi, fiziğin o güne kadarki geçerli „dd«ı determinist kuralı olan kesinliği ve tam belirliliği (gerekirliği) or-tiAaiı kaldırıyordu.
BıUm adamlarına, fıziğ;in evrenin sırlarını çözmede acaba sınıra mı ge-Wı^ıu düşündüren bu garip durumu Wemer Heisenberg “Belirsizlik îlke-ıja da Kesin Olmama İlkesi) olarak tanımladı.
Bohr ile, geceyarısına kadar uzun saatler süren ve umutsuzlukla sona eren tartışmaları anımsıyorum; tartışmamn sonunda yakındaki parkta bir yürüyüş yaparken kendi kendime defalarca şu soruyu yineledim . Bu atomik deneylerde doğa bize göründüğü kadar saçma olabilir mi?
^^Nıels Bohr parçacık ve dalga ikilemini, her biri tek başma kısmen doğru ve sımrlı uygulama alanı bulunan, aym gerçeği bütunleyen tanımlama ^ ü ve buna bütunleyicilik” dedi. Atom çekirdeği birbirinden ayn uşunu memesi gereken, birbiriyle bütünleyici ilişki içerisinde var olan ıki-smın ipar^cık ve dalganın, madde ve enerjinin) bu beraberliği idi. Meka-tt nzık anlayışından farklı olaradc, atomaltı düzeyde kesinliğim yitiren MTt madde, *Var olma eğilimleri" içerisinde dalga benzen “olasılıklar” durumunu alıytnüu Bu durum onlan “şeyler” olmaktan çıkanyor, başka “şeyler” tratmdakı karşılıklı ilişkiler yapıyordu. Kuantum fiziğinin madde-dalga 'enerji) ikileminin bu şekilde anlaşılması gerekirdi. Gerçeği parçacık ya da dalga olarak değil, ikisinin butünleyıcilığı anlayışı içerisinde düşünmek gerekirdi
Fizikçiler, doğanın kesin olarak açıklanamadığı bir sınıra varmakla, bilimsel kuramların gerçeğin tam ve kesin tanımlamasını hiçbir zaman yapamayacağı görüşüne gelmişlerdi. Kuantum fiziği, elektronların davranışlarım. onlan bireysel olarak değil (bunlar belirsizdi), toplu olarak konu cüılen istatistiksel yasalara (ortalamalara) indirgemişti B**lırli bir ısıda kaç elektronun bir kuantum enerji yayacağı bilinebiliyor, fakat elektronlardan her hangi bınmn ne zaman yOrunge sıçraması yaparak radyasyon vayaca^ri bili nemivordu Bu şekilde, atomların ve elektronların kümeler olarak davra TvILn »l.U.UluH,l r.k.mUrU .çAlan.b.l.yor, f.k« b.rey«.l olarak davr.
Pprf P W Bndgeman, Harper’g Magazine'in Mart 1929 şayiamda “Bı-baun \«ıı Gönışu* başlığı altında şunları yazdı
^ yazının savı. Newton çağının artık sonuna gelmekte oldu-föveson bilimsel bulguların görüşlerimizin tümüne getireceği »l^ın Newton un evrensel çekimi bulmasını geUrdığı dev-daha da büyük olacağıdır Şu anda karşımızda olan dev-imanlarda bulunan yeni gerçeklerden kaynaklanmak-unların tek yorumu, doğanın anlaşılabilir ve yasalara «•(p™ı olduğuna ılışkm kesin kanaatımızm, ufuklannuzın dar-VMan ilen geldiğidir ve ufkumuzu yeterince genişlettiğimiz takdirde doğanın aslında ve ogelennde ne anlaşılabilir ne de ya-bağımlı olduğudur (...)
Aynı durum her yerde fizikçinin karşısma çıkmaktadır, eğer Heısenberf’m ilkesi doğru lae. atomik ya da elektnmık düzeye firen tahlıllennde hep. herhangi bir nedenini anlayamadığı, berhanfi bir neden veremediği, neden kavramını anlamsız kılan davranışlar bulur Bu. neden sonuç yasasından vazgeçilmelidir anlamma gelmektedir Neden-aonuç yasasının başanaız olması nm kasın nedmu paradokalu olarak açıklanabilir, bu, gelecağın, (pmdıden tam olarak tanımlanmasına dayanarak belirlenemediği değil, fakat nesnelerin doğasında şimdinin Um olarak U mmlanamadığıdır ( .)
Fizikçi boylece, kendini dibi v«k olmuş bir dünyanın içinde bulmaktadır, derinlere daldıkça ondan kaçmaku ve hiç de aport mcfkca almayan bir anlamsızlaşma oyunu ile kaybolmaktadır Hkcbır ölçü ınceltmaaı onu mantıkaal tutarmialığa duşmedaiı atv-üıio bile edemeyeceği bu karanlık ülkenin kapıUrından öteye asinde yararlı olmayacaktır Bu şekilde nsıkvımtı merakı dr^ İm sınır konulmuştur llahaaı, Im smınn sadece *!3HMİ^^an ustun tuttuğu kanılarını ve ınanvlarını bıra
■ - vwuti«r bulmay» lorlamaktadır -bu yanıtlan de ve bilimsel bügının tek doğnı bügi oldu-olsa da Bu inanç yıkılmai değildir. Yine de bılı-SuTsımriân dı?mda bulunan yanıüar kanıüanamaz iman ko-■ultndır Akılla anlatılabılen şeyler değildir; dinsel sezgilerdir Bu nedenle olasıdır ki; geçmişte olduğu gibi gelecekte de. yaşam ınfianiaın nihai sorulan dinin kanıtlanamaz sezgisi ile yanıtlamayı lorUyacaktır. Görünüşte bilimsellik sonrasınm ve bilimsellik öncesınm din ifade şekilleri birbirmden kutuplar kadar tyn Korulebılır Geçmişin her din ifadesi, bu ifadelenn her bıri-aın şekıllendırildıği zamanın ve yerin entelektüel görüşüne uyarlanmıştı Fakat dinin temelinde yatan oz. kuşku yok kı, ın-sanın doğasımn içinden gelen ve ona özgü olan bir özelliğidir In-samn, onu bincik yapan bilinç yeteneği sayesinde karşı karşıya Kaldığı fenomenlerin gizemlilığinın meydan okumasına gösterdiği zorunlu yanıttır
alfred NORTH WH1TEHEAD
In^ız duşunum Alfred North Whıtehead U861-1947), uygulamalı ma-profesom olarak, öğrencisi Bertrand Russel ile birlikte, felsefeye matematiksel mantık açısından baktıklan dUşuncelenm Prtmcıpta Maüm-da açıkladılar 11910-13İ. Bunu laleyen yıllardaysa Whıiehead. D^iaon gibi, bilimin modem hzikle aldığı son dummun metafizik yönünde ö|ğnşımlar yapması üzerine matematikten salt felsefeye ve metafiaığe döndü ve 1924 yümda Harvard'a felsefe profseOm atanarak Amerika’ya yerlaş-ü 1925-1933 arasında yazdığı uç kitapta, “organizma felarfesı* olarak adlandırılan metafiziğini açıkladı Science and the Modem Worid l Bilim ee Modem Dunyai, Process and Rtalıty, an Kssay m Coemofcgy (Sursç ve Gerçek, Kozmoloji G zenne Bir Denemei ve Adeenlures af Idaas ıDuşuncelenjı Senıvenleni.
Whıtehead'ın ^organizma felsefeaı'’nm oau, “oluş, varoluş ve var olan şeyler arasındaki bağlanU“dır. doğada her şevin bırbınvle bağlantılı okhağu görüşünün alunı çiaerek. çağının doğa bilimine ve detemuniat fcleefeye ver dığı abartılı önemi yumuşat m aktır Whıtehead. bilimin. anahUk duşunee ^livle varoluşların kendmdon başka varoluşlardan ayn olduklan duşun «Hme Çtkar t>na göre her şeyin özünde bırleşıklık vardır, evren lwbı «vn oarcalardan değil, birleşik organizmalardan meydana gelmiş  da içinde vaşadıklan doğaya organik olarak
Bir yandan da, bilimsel ve matematiksel yöntemlere bağlı bır grupdu şunur ve matematikçi, felsefenin bilimsellik smırlanm aşmasını ve goziem ve deneyimin ötesinde düşünce üretmesini, eskimiş ve geçerliliğini yitımuş olarak eleştirmekteydiler. 1920-1930 yıllan arasında Viyana Ünivereıte-si’nde etkenliğini sürdüren bu eleştiriler, Bertrand Russel ile Wıttgen stein’ın mantık ve mantık-dil ilişkisi üzerine düşüncelerinin etkisinde kalarak yeni bir pozitivist felsefe oluşturdular. Başlattıklan akımı Comte’ım pozitivizminden ayırt etmek üzere -ve aynca da Hume un ampirizmi ile yem mantığı birleştirdikleri için- başlattıklan bu düşünce şekline “Mantıksal Pozitivizm* (kimi zaman da “Mantıksal Ampirizm*) dediler. Metafiziği çürütmeye çalışırken; bu alanın dilinin, önerilerinin ve cümlelerinin anlamau ve saçma olduğunun ifade edilmesi; herhangi bir konuyu yargılarken hangi cumlelenn doğru, hangilerinin yanlış öneri olduğunu sınamak için bir ölçüt kullanılmasını gerektirdiğinden, “doğrulEuıabılirlik ilkesi"ni ölçüt olarak kabul ettiler
Mantıksal ptızıtivistlere göre, matematik ve mantık ile doğru olarak tanımlanmayan ya da deneyim ve gözlem ile (bilimsel) doğrulanmayan her ifade saçma ve boş laflan başka bir şey değildir ve doğruİanabilırlik ilke®' her turlu metafiziğin, saçma ve boş laflan ibaret olduğunu açıkça göster mektedir Bilimi yüceltirken metafiziği horlayan bu savlar, tabii Whiteheaü ve onun gibi düşünenlere karşıydı Bilim sadece açık, mantıklı, ussal, an«h-
ü, «K*I«.P k«»U«ı.abibr Olandır - Doğa b.toi-^ *^w<alUik <W»eftMÛn de konusu olamaz Çünkü metafi-«ntik^ nıtelıjn, olanaksızlığını savunur- açık ve mrlmı Ue, filozofun uğraş konusu
mında rehber olabileceğini kabul etmemesi nedeniyle, bıhmgel karşıdır Gerek dünyayı gerekse msan yaşamını ussallıkla açıklam^^ naksızhğı nedeniyle de, Descartes’ın ussal tümdengelimim kabuî!^ Ancak Descartes’ın öznelliğini lakla bedenden daha fazla kesinlik duşunen-bireyin aklının -Ben düşünüyorum, öyleyse ben vanm-bul^ nnın akıllarından daha kesinlik kazandığı ve bir kimsenin kesin cak kendi düşüncelerim bilebileceği), felsefesinin temel taşlan arasına
Sartre’ın işlediği temaların başmda insanm özgür olduğu varoluşça < ruşu gelir. Sartre varoluş ile ilgili olarak temelde şu aynmı yapar t kendileri içinde İen-soi) var olduklan söylenen bilinçsiz varoluşlar ve k% ■ dilen için ipour-soi) va»- olan, ozgur ve bilinçli v£u*lıklar. Bu goruşunu 1945 yılında yayınlanan Us Çağı'nda, İkinci Dünya Savaşı’nda ölmemek aznuy. le savaşan bir Fransız felsefe profesörünün ağzmdan “insan özgür olmt^ mahkûm edilmiştir” şeklinde açıklar;
O özgürdü, her şey için özgürdü, bir hayvan ya da bir makme gibi davranmaya özgürdü (...) Yapmak istediği neyse onu yapabilirdi, hiç kimsenin ona öğüt vermeye hakkı yoktu (...) Koıkunç bir sessizlik içerisinde yalmzdı, özgür ve yalnız, hiçbir mazeret olmaksızm, herhangi bir mazeret göstermeden kararını vermeye mahkûmdu, herhangi bir yardım olanağımn yokluğunda karar vermeye mahkûmdu, ilelebet mahkûmdu özgür olmaya.
Bu özgürlüğü içerisinde insan, kaderini surekb olarak kendisi seçer Bireyin geleneklerle, ahlaksal yasalarla arasmda hiçbir bağ yoktur; çunku evrensel çapta geçCTİi olan ahlaksal yasa yoktur, ahlaksal değerler ise mutlak değildir Birey özgürdür ve sorumludur —ama yalnız kendisme karşı aorum-hıdur. Bu özgür oluş gerçeğidir ki, bundan korku duyanlan dünyayı uaatl-laştırmak suretiyle kendilerini koruma yolunu aramaya yöneltmiştir Bilim adamının dmdar bir adamdan farkı yoktur bu yönelişte Her üasımn de gerisindeki dürtü, gerçek’ten kaçmaya çalışmaktır. Dünya, onu bilimin gördüğü gibi değildir; Tann'ya gelince, o artık yitirilmiştir Ûzu özgürlük oUn insan ise, dış dünya gibi, nesnel ve bilimsel olarak ele almıp anlaşılamaz, çünkü kişiseldir ve biriciktir
Ozgur cdması yanı sıra, insan, amaçtan yoksun bir dünyada yaşayan sonlu ve varoluşunun nedeni belli olmayan bir jraratıktır Dunyamn olduğu gibi olmasuun. üzerindeki şeylenn de, neden olduklan gibi olup başka turlu olmadıklarmın, nihai bir açıklaması yoktur. Sartre’m bu karamsar bakışı, onıan “saçmalık", “anlamsızlık" iabsurd) gomşune yol açar: insanm umul lan ve isteklen ile. msanın içme atıldığı anlamsız evren arasındaki uyuş-maalığm yarattığı karşıtlık ya da saçmalık
oiumsuT özellikJenn dogaJ içgüdüler olmayıp toplumsal keşoB^ nn btr sonucu olduğunu kendilerine açıklamaktan çekinıyoriv. dı.
Ve msanian rahata kavuşturması, mutlu etmesi, özgür um btlÛB Te teknoloji, sonunda onları "elde etme* ekonomisinin ham «t-raraktan çarklarını döndürmeyi üstlenen köleler durumuna sckto lana fak. kendmden İMşka hiçbir şeyi umursamaz bir tavır içerisinde, jatlinyı ae uaenndeki bitki Te hayvan türlerinin yaşamannı, sanki her şey om js mıa Te authıJuğuna hizmet için yaratılmış gibi, kendi çıkarına ı faançoğumm kökünü kuruttu. Yerüstü ve yeraltı kaynaklan ılensi« ■eden, sanki aonsuzmuşlarcasına kullanıldı. Aldouz Huzle/in TheH»^ mmm Stittatum (İnsanlığın Durumu) adı altında yayınlanan, ISddyıkıdı yaptığı bir sen kcmuşmalardan:
İnsan, gezegeninin üzerinde, zarar verdiği ev sahıbımn str-tınH^n geçinen bir parazit gibi yaşadı çoğu zaman Ama birçok parazit, er sahibini oidürdükl^inde kendilerini de öldürecekle-imden, er sahibini yok etme3recek kadar aklıbaşında davrandık-lan halde, inffflp bu aklıbaşmda parazitlerden olmadı. Aksine, ona kesin yok edecek şekilde jraşadı ev sahibinin sırtmdan ^f**TP*p dünyasına yaptığı ne yazık ki karamsar btr tablo oiaşCııniyor Bu karamsarlığı ortadan kaldıracak yol ise çok tz
fIsüdey gelecek ıçm karamsar btr tablo çizmekle beraber, ınsaıun. do^ jm fankif açMmı değiştirdiği takdirde, sonmun üstesinden gelebUeceğmıki de ıı■^it■Mf değildir
i i Bimlan tkma Dünya Savaşı"nm sonuçlan) gördük ee derlenMam kaçıniimaz olduğuna ihfkin umudumuz fazlasıyU aaeaddı Sorekiı değışnn ıçensinde bulunan btr dünyada yaşüü-^ iakat bu ilerlemenin, değerler ststemımıziD I kafant edebüeceğı yönde olmak zorundabğma ar-■uz
J Hıdrofen facanlmauıın geheeatyle ınaan teknokğiai, dtm-* *%>fa eakı esfaa#n/ı^g^M fiknnı yemden beşletti Vahiyle ılfilı edebiyatın ads ettiği dünya-
O ki eeıegene yapmış olduğumuz zararı onaracak zarar venimcaini önleyecek durumda bulunmak-Ama bu son derece zor olacaktır, çünkü buna karşı koyan ^neden vardır, Aynca, doğru zihinsel havaya, gezegenı-aıık ılplı olarak yapmamız gerekeni yapmanın insanlara do-1*1 gonmeceği havaya, girmemiz gerekir. Bugünkü ahlak siste-mımıım genişletilmesine gereksememiz var; insanı doğa ile uyum ıçensine sokacak ve her durumu göz önünde tutacak, gerçekçi idealizm diyebileceğim bir felsefeye gereksememiz var (...)
Bu doğa fetihlerinin ve bilgilenmenin korkutucu ve insanlık (hşı hedefler için mi, yoksa düşlediğimiz çeşit bir ilerleme için mi kulanılması bize bağlıdır (...)
Aym Aldoux Huxley 1918’de kardeşine yazdığı bir mektupta. Birinci myt Savaşı’nm en vahim sonuçlarmdan birinin Amerika Birleşik Devlet-nın er^ dünyaya egemen olacağı yargısını yapmıştı. Gidiş bunu gos-k ^ A başında dünya ekonomisinin büyük gücü Avrupa,
^pada da Ingiltere, Almanya ve Fransa idi. Amerika Birleşik Devletleri gm* üretimi ile gerekse dış piyasalardaki etkenliği ile onları gerilerden iz-nnımdaydı. Buna karşın endüstriyel gücün dayanağı haline gel-o an yeni teknoloiilerin üretimde kullanımına yoğun bir ağırlık ver-, makine mühendisliği ve motorlu taşıt ve tarım makineleri alanların-endüstriyel organizasyonda, yeni üretim metotlarında adeta seferberliği andıran yoğun bir girişimin içerisindeydi. Bu gidişle Amerika nın çok geçmeden Avrupa’yı ekonomik güçte geride bırakacağı görüşünde olanlar -saydın az da olsa- bunun sonucunun ekonomik güç dengesini değiştireceği ve Avrupa’yı ikinci sıraya iteceği düşüncesi ve kaygısı içerisindeydi.
Kardeşine yazdığı mektuptan on dört yıl sonra 1932’de Huxley’in Unlu romanı Braue Nete V/orld (Cesur Yeni Dunya) yayınlandı. Henry Ford un I914’te fabrikasında montaj hattını kurması ve toplu üretimi başlatması, erteeı yıl içerisinde bir milyonuncu T-Model Ford otomobili satışa »unnıası; ABD’mn .»c, Binncı Dünya Savacı nda, kcnd.
r»*mdan kavBilanarak Atlantik oteaındekı «lyaaal olayların artık dışında cegınaen s. ygı varması ve Avrupalı mütterıklonnın yanında yer
tîmlk'Kenlhhfrn* duyma.., bu ık. olay. Hualey dr donyc donuk hır dünya
duzem onaeziai “.,rd u» numtai hatlın, vc toptan urotiın. baş C„ur y..» odıldiK. yon. takvimin. F S ıKord dan Sonra,
utupyıbnm milduaon... dramatik aor*.lo.u».d.r Dünya
Ekonomik Çöküş ün ardından kurulan, on bölgeye bölünmüş ve her bölgenin başında bir “Dünya Denetçisi" yerleştirilmiş olan “Dünya Devleti"
Dünyanın düzeni ve dengesi biyoloji mühendisliği ile ve yoğun bir şartlandırma uygulamasıyla sağlanmış, anadan doğum, ana ve baba, kardeş gibi doğal durumlar ilkel çağların geri kalmışlığı olarak belleklerden «ılınmış-tir Cinsel ilişki yolu ile anadan doğum yerine, suni “kuluçka" yöntemi getı-nlmiştir. Cinsel ilişki kadınla erkeğin karşılıklı duygusal bağlanmalannm bulunmadığı (her çeşit duygu -zevk alma, heyecen, sevgi vb.- şartlandırma yöntemleriyle insanlardan koparılmıştır) daha çocukluktan başlatılarak tan bir oyun, bir eğlence niteliği almıştır. Şartlandırma “kuluçka"dan çık manın hemen ardından başlamakta ve insanların yaşamlan boyunca sürmektedir, tabii bebeklik, çocukluk ve gençlik yıllarında, özellikle de hypno paedia yani uykuda öğretme yöntemiyle yoğun uygulanmaktadır
İnsanlar toplumsal yaşamın dengeli ve düzenli sürdürülmesini sağlayan, her biri tasarlanmış tiplerden oluşan kastlara uygun niteliklerde, her kastın ihtiyacını karşılamak üzere fabrikaları andıran tesislerde “uretil-mekte"dir. En kaba ve bayağı işleri üstlenen Epsilon Eksiler en alttaki kast olmak üzere, kastlar, üyelerine verilen niteliklerin ve becerilerin kalitesine göre hiyerarşik bir sırayla Alfa -Artı entelektüellere kadar yükselmektedir
Tanrı diye bir anlayış unutturulmuş, onun yerini “Ford Hazretleri" almıştır; Hıristiyanlıktaki haçın üst kısmı kaldırılarak Ford Hazretlerine saygının simgesi “T” olmuştur. Ford’un endüstriyel felsefesine dayanan doktrinler artık yeni düzenin getirdiği yaşam şeklinin ve toplum düzeninin temelini oluşturmaktadır.
“Dört yıl süreyle haftada üç gün yüzer kez tekrarlamak. Altmışikibin dörtyüz tekrarlamak, eder tek doğru” tekniğine dayanan şartlandırmanın yerleştirdiği yeni erdemlerin başında, İTAAT ve Ford’un felsefesinin özü olan TÜKETİM gelmektedir.
“Eski giysiler iğrençtir. Daima atarız eski giysilerimizi. Atmak onarmaktan iyidir, atmak onarmaktan iyidir, atmak... Daha çok yama, daha az zenginlik... Daha çok yama daha az zenginlik... Oturup kitap okursanız fazla tüketemezsiniz... Daha çok dikiş, daha az zenginlik... Yeni giysileri severim, yeni giysileri severim, yeni... Tüketim seferberliği... Her erkek, kadın ve çocuk yılda belirli miktar kadar tüketmek zorundadır. Endüstrinin yara-n için... Eskitmek onarmaktan iyidir... Daha çok yama, daha az zenginlik..."
Ve insan, ekonominin ve teknolojinin çarklarım daha da hızlı çevrime ve oburluğunu doyurma hırsı ve gözü dönmüşlüğü içerisinde, kimi sağduyu sahiplerinin uyanlarına uymak ve doğa ile uyoım içerisine girmek bir yana, bunun anlamı üzerinde düşünmeye bile zaman ayıramadı. tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder