tesettür ile evliyalar konular
en güzel yazılarımızı yazan tesettür dyorki Herat’u sûfîlerin ululanndandı. Keramet sahibiydi. Onu Tanh'te [muhtemelfii Tun/ı’inde] şöyle zikretmişlerdir: “O Muhammed bin Abdullah el-Kassâr»revi şeyhlerinden fiıtüvvct ehlinden ve şeyhlerin de en gençlerinden; civann^ç^ nnden olup rehberlik, ahlak ve yol yönüyle en güzellerindendir.''Hiçe Ebu Abdullah Ebu Zehl’in ona büyük bir bağlılığı vardı. Onun iç^p^ ;ok işler yapmıştı. Bir vakitte Hice’ye “Hâce^ benim için bu kadar iş yaptın, anijy^ lunda beni şehirden süreceksin” dedi. Hâce de “Ben mi” diye sormuş, o da “Evet ;en” demişti.
Zaman geçti, Hâce Ebu Abdullah Herat’a başkan oldu. Muhammed bin Abdi ah Kâzer muameleler ve dünyayı terk etme konusunda sevilen sözler söyler vcgo. lülleri etkilerdi. Bu sebeple Müslümanlar dünyadan el çektiler ve mallarından feri-çat ettiler. Hâce Ebu Abdullah’a bu durum hoş gelmeyip Muhammed bin Abdulü Çizer e şehirden gitmesini söyledi ve şöyle dedi: “Şehrin havalisinden nereye ister en oraya git, şehirde durma. [Çünkü] senin sözün insanlara zarar venyor, yaı lalk duny^adan el çekince sultana ait gelir kesiliyor.”
Hâce Ebu Abdullah dört yıl hiçbir şey istemeden Şiblî ye hizmet etmiş ve onun pin çok mal harcamıştı. Şiblî ona Cevâd-ı Horasan [Horasan’ın cömerd kişisi] der I. O [hadis] haûzı, güvenilir ve çok hadis rivayet eden bir kişiydi.
Körbenç (k.s.)
qf|lüJislam dedi ki: Yaşlı ve ulu bir dervişti, velayet ve feraset sahibiydi. Kabnl im Kizergâh'tadır. Bir gün Hâce Abdullah Ebu Zehl ona uğradı. Kurben<;(lei '[Eyj Ebu Zehl oğlu, mümkündür ki .seni aşağı indirip, beni yukan çıkarsak e ilen guruşlu bir kişi olduğundan onun ulu bir kimse olduğunu bildi ve*Sı çıkanp beni aşağıda bırakmaları mümkün değildir” dedi. KurbençkMI «‘Ey Ebu Zehl oğlu incinme. Beni yukanya çıkarıp da seni aşağıda bdi ne fayda vardır" dedi. Sonra bunun üzerinden bir hafta geçti. Horasan d flkaUfip [yukan semte çıkardı, burada bulunan] Kılât kalesine gonde^ koyup kapısını kapattı. Orada vefat etti
H<rae*tâ iüHJenn ulularınJamiı Keramet sahibiydi. Onu Tanh'te [muhtemtit^y üı Tank’inde] foyle zikretmişlerdir: “O Muhammed bm Abdullah el Kastir reid feyhlennden fiituvvet ehlinden ve şeyhJenn de en genv'lenndcn; avmm^ rmden olı^ rehberiık« ahlak ve yol yönüyle en güzellerindendir*
Hiçe Ebu Abdullah £bu Zehl'in ona buyuk bir bağhlıgı vardı. Onun V'ok işler yapmıştı. Bir vakitte Hice’ye “Hiçe, benim için bu kadar yaptın, nunda beni şehirden süreceksin* dedi. Hiçe de *Ben mi* diye sormuş, o da sen* demişti.
Zaman geçti, Hiçe Ebu Abdullah Herat'a başkan oldu. Muhammed bin Aba» lah Kizer muameleler ve dünyayı terk etme konusunda sevilen sözler söyler lep. nullen etkilerdi. Bu sebeple Muslümanlar dünyadan el çektiler ve mallanndan ien. gat ettiler. Hiçe Ebu Abdullah’a bu durum hoş gelmeyip Muhammed bin Abduiti Kizer’e şehirden gitmesini söyledi ve şöyle dedi: “Şehrin havalı.sınden nereye «e sen oraya git, şehirde durma. [Çünkü] senin sözün insanlara zarar venyor, fm halk dünyadan el çekince sultana ait gelir kesiliyor.”
Hiçe Ebu Abdullah dört yıl hiçbir şey istemeden Şiblî’ye hizmet etmiş ve on* için çok mal harcamıştı. Şibli ona Cevad-ı Horasan [Horasan’ın cömcrd kişisi]der di. O [hadis] hahzı, güvenilir ve
Şeyhülislam dedi ki: Y'aşh ve ulu bir dervişti, velayet ve feraset sahibiydi. Kabndf bizim Kizeıyih'tadır. Bir gün Hace Abdullah Ebu Zehl ona uğradı. Kurbcnv dıi ki; “fEyJ Ebu Zehl oğlu, mümkündür ki seni aşağı indirip, beni yukan çıkarsak* Hiçe ilen görüşlü bir kişi olduğundan onun ulu bir kimse olduğunu bildi ve ‘Sm yukan çıkanp beni aşağıda bırakmalan mümkün değildir" dedi. Kurbeın; buiH* üzenne *Ey Ebu Zehl oğlu incinme. Beni yukanya çıkanp da seni aşağıda bırakma iannda ne fayda vardır* dedi. Sonra bunun üzerinden bir hafta geçti. Horasan eımn onu yakalayıp [yukan semte çıkardı, burada bulunan] Kilit kalesine gönderdi w bir kümbete koyup kapışım kapattı. Orada vefat etti
p kimseye o haberi ulaştırdım. Namazdan önce yine şeyhe geldim. Mekke’ye ğım zaman hacca varmayı diledim. [Mekke’de] buluştuğum o kimse bana^-y şeyhin sözüne aykın hareket etme. Yoksa sonra gidemezsin ve uç ay yolda ka]^ dedi.
[389] Ebu Abdullah Ahmcd’ın kabn Herat’ın Mâlîn kasabasmdadır. lam ilk zamanlarda onun ziyaretine giderdi.
Ebu Nash (k.s.)
Denildiğine göre, Ebu Nasr Muhammed bin Ahmed bin Ebu Cafer zahın vebkjm ilimlerde âlimdi. Zamanının fakihiydi. Aslen Kirmânlıydı. Onun tevbesınin, tasıv vufa yönelişinin sebebi şuydu: Bir gün bir şahıs ona sordu: Din imamlan [mucte hıdler] şu konuda ne buyururlar: Bir şahıs gençlik yıllarında, sinirliliği için bir eşeğe ağaçla birkaç defa vurdu. Eşek, geriye dönerek “Ey efendi, bu öfkeyle bir mazlumun üzerine yürüdün. Ama yarın bu öfkenin hesabını nasıl vereceksin* dedi. Şimdi yır mı yıldır o şahıs ağlamakta, şu anda gözyaşları kana dönüşmüştür. O şahsın abdesü nin ve namazının hükmü nedir?” Ebu Nasr bu fetvayı okuyunca o sözün heybetin den aklı başından gitti ve o [ağlayan] şahsın sohbetine devam etmeye karar verdi Onun dergâhına geldiğinde o şahsın gözyaşı ve keder içinde dünyadan gıttj^nı gördü. Cenazesine baktı, nur yüzlü bir pir, sakalı ak ve iki gözlerinden akan kanlar yüzünde kurumuş, ama yine de gülüyor. Ebu Nasr onun gülmesine hayret etti, adamı kefenlediler ve hazırladılar, namazını kıldılar. Ebu Nasr oradan ağlayarak dönünce bir pirle karşılaştı. [O pir kendisine] “Ey genç, niçin ağlarsın. Sana ADah m kitabından bir ayet erişmedi mi? Niye onunla amel etmedin? Bu senin ağlaman ete ğı yananların ağlamasına benzer. Yüreği yananların ağlamasına benzemez" dedıvc geçip gitti. Ebu Nasr'ın derdine dert, yanışına yanış katıldı. Meşgul olduğu her işten vazgeçip yolculuk ve seyahat etmeye karar verdi.
Onun için üç yüz pire hizmet etti derler. Hızır’la (a.s.) sohbet etmek ona nasıp olmuştu. Mekke, Medine ve Beytü’l-Makdis haremlerinde [civarında] ve bunların dışındaki yerlerde çileler çekti, ibadetler etti. Sonunda Herat’a geri dondu. 124 yıl yaşadı. Hicri 500/1106 yılında dünyadan gitti. Kabri Hânçebâd’dadır. Uğur getirsin diye ziyaret edilir.
478
FVUYA MENKIIIELBIÜ
Sultan Mecdüddin Tâi.bh (k.s.)
pericr ki, Sultan Mecdüddîn Tâlbe askerdi. Terk, tecrit ve tevekkül konulannda eşsizdi Abdaldan olup Herat camisinde [390] ikamet eden Derviş Muhammed Çerkez [Curger], bir gün mescitte uyumuş, ebnde tuttuğu bardaktaki su dökülmüştü. Mescidin hizmetçisi gelip o suyu gördü, işediğini zannedip ona öfkeyle öyle vurdu kı, vucudu yaralandı. Çcrker edip gitti. Mescit ağaçtandı, [âhın etkisiyle] bir ateş ortaya çıkıp mescidi yaktı. Çerker o yerden gidip herkesin Fürûşân [Satıcılar] dedı-^ bir pazara vardı. Sultân Mecdüddîn Tâlbe’ye o hadiseyi haber verdiler. [Sultan] ırdından gidip ona vardı ve “Çerker, Müslumanlann bu şehrini niçin yakarsın* dedi. Çerker geri dondu. Gözyaşlannı o ateşe bıraktı. Ateş hemen sondu. [Sonra] fu rubaiyi söyledi:
Ol dûn geceki âteş âlem efrûz Kim bu dil pür gamdan idi süz âmûz Bir dem medet erişmese kan yaşımdan Olurdu serâser dil kerdûn pür süz
Derler ki, bir vakitte sel geldi. Neredeyse Herat’ı alıp gidecekti. Sultan Mecdud-din’c haber verdiler. “Benim hırkamı selin önüne koyunuz” dedi, öyle yaptılar, sel hemen geri döndü. İmam Fahruddîn Râzî onun zamanında yaşamıştı. Onun sohbetiyle [Allah’a] yakınlaşmak ister ve onunla teberrük ederdi. Vefat edince Herat’ın içinde, Huşk ile Fîrûzabad arasında [bir yerde] defnettiler.
Rtsale-ı gayetul-İmkân fi Ma'n/etiz-Zemân vel-Mekân [isimli kitabın] sahibi Şeyh Mahmud Üşnevî onun türbesinde dethedilmiştir. Bu Şeyh Mahmud, Mevlâ-nâ Şemsuddin Muhammed bin Abdülmelik Dîlî nın [Deylemî’nin] mürit ve öğren-cilerındendı kı, şeyhlerin ve muhakkiklerin büyüklerindendir. Zamanın hakikati ve mahiyetinin incelenmesi konusundaki sözler, eserlerinde mevcut olup bu konular başkalarının eserlerinde az bulunur.
Ehu Abdullah Muhtar Herevi (k.s.)
Herat’ın ulu şeyhlerındendir. Bâtını ve zahiri ilimleri [kendisinde] toplamıştı. Keramet ve velayet sahibiydi. Kabir taşında “Hicretin 277/890. yılında dünyadan git mıştır* ibaresini bulduklarını söylerler. Demiştir kı. “Yemeği öyle ye ki, sen onu ye-
Ak.HAT-0-\.VJtMS,
rriMf oiasın. O sem yemi» olmaya. E^er »en onu yersen VVıer ^ey'\ t\ut o\ut m yerse her şey dunt\an olur. E,lV>isey\ öy\e g^y Vû, taV>vatvn<ia\ti ve kibri ysksur. Hastalıkların atehini alevlendirecek, çekülde ^yme “
139İl Yine demiştir ki: “Öyle bir işte o\ ka, sana ActravY pekince o iv
ıbtiyaif duymayasın. Ve o işte butun ballenn seninle \beraber^ olsun, bu
yemek veya diğer mubatı bir iş bile olsa bktında AllaVv i«^in balisbir amel o\mau>^ işte niyetin Hak. ’Tekl4’nm rızasını kazanmak, ve şeriatı k^orumak. olması gerekli.’*
Yine demiştir ki; “K-uUugıun aslı şudur-. "Z-abirde byle olasın kâ, sende şeriatovks^ tun [hükümleri^ zaKir olsun, bâtında öyle olmalısın kâ, oraya xikârdenba:ş^Vnx sıkmasın.
Ebu Abdullah Muhtar’in müritleri «^ok.tu. Vlepsi de heramet ve velayet sihâ>\>|^
Ebu Ya’lâ [Alil bin Muhtar el-Alevi el-Vl\isey\n\ ve EaVAhEhu Osman'Nlery^aLİb^ lardandı. Ondan f^Ebu Ya’lâ’dan^ <;ok. herametler ve olağanüstü durvvmlat miştir. Seyyid imam denmekle ün yapmıştır. İCahri Ehu Abdullah Muhtaı \t\ a-pâ ucundadır. Fakih Ebu Osman Mer^axVye Vg,elİT\ce^ Allah’ı <^oV öx\edı^ Ne ow\mv ateşine yandığı için Şevk Sübte derlerdi. Onda ^a.r\p ve acayip Vıaller olmuştuı.
Derler ki, Herat’ta Seyyid İmam vefat etti^ FaVÂİı Ebu Osttvatv >\eTs-\
Rûd*daydı. Orada içine büyük, bir sıkıntı diiştii. Öyie ki sonunda bu sıkıntvfalsiıaV yetiremeyip Herat’a geldi. Derler ki, Seyyid İmam'ın vefat etti^ vakit onun içine düşen ıstırabın sebebi buydu. \^Seyyid İmaıtı ın öiütnvıydü.^
Şevk Sûhte vefat edince H.anânçe-\ bad \ Wan<;ebâd\ mezatVı^ıiida ^d>d^dNa bin Müslim’in ayak ucuna defnettiler.
Bir kere Ehti 1-Kasmt ’m canı sikildi Ahmed'm kerameti ona kapıyı açtı Rızkım hır ta^a havval eylediler Var her gun dört damk al dediler
Hoca Ebul-Kasun anlatıyor: O taşın önüne vardım bir altın gördüm. 0^ parayı alıp şeyhin hizmetine vardım. Şöyle duşundum: Ben ihtiyarlıyorum. Çoq^ lanm ite henüz gençler. Ben vefat edince onların halı ne olacak? Ahmed, içinde olmadıklan surece evlatlanndan da her biri o altını alır" dedi. Hou Kasım vefat ettikten sonra uzun süre evlatları gelip o altını aldılar. Nihayet aralam, dan bin ihanet etti ve bundan sonra o altını artık bulamadılar.
Bir ara Hz. Şeyh Herat’a gitmek üzere yola koyuldu. Sekibân köyüne vardıkları zaman kendisine yoldaş olan ululardan bir kısmı Hz. Şeyh Herat'a varacak mı dıyt sordu. O da eğer götürürlerse elbette, zira eski şeyhler Herat’a “Ensariler bahçen dir’ demişlerdir dedi. Bu haber Cabir bin Abdullah’a ulaşınca “Gidelim Şeyhuk lam Ahmed’i omuzlarımıza alıp şehre götürelim” dedi. Emretti, atası Şeyhulıslanı Abdullah Ensari’nin (k.s.) mahfesini çıkardılar. Şehirde munadiler [tellallar, mucz zinler], “Bütün büyükler Şeyhülislam Ahmed’i karşılamaya gideler. Kendisi şuanda Şekibân köyüne gelmişlerdir” diye nida ettiler. Halk Hz. Şeyhin huzuruna vardı, Şeyh’in mübarek bakışı onlara dokundu. Yerlerinde duramadılar. Büyük haletler ortaya çıktı.
Ertesi gün mahfeyi götürdüler ve şeyhten ittifak halinde şunu istirham ettiler “Kerem buyurunuz, mahfeye oturunuz ve sizi omuzlarda şehre iletelim.” Hl Şe]ffe= bu isteği kabul eyledi ve mahfeye oturdu. Mahfenin iki ön kolunu Şeyh Cabırbn Abdullah ile Kadı Ebü’l-Fazi Yahya tutarken, arkadaki iki kolu da İmam Zahmıddu Zıyad ile İmam Fahruddin Hayzam tuttu. Böylece yola koyuldular, yüklerim de hı kimseye vermediler. Şeyh hiç konuşmadan oturuyordu. Bir süre sonra, mahfeyi kc yunuz ki konuşayım buyurdu. Mahfeyi yere koyunca buyurdu ki: Bilir mısimzmı rıtlık [irade] nedir? Siz açıklayın dediler. Müritlik emre uymaktır dedi. Evet.öyled dediler. O halde atlara bininiz, oburler de mahfeyi getirsin ki, nasip herkese ulaşs buyurdu. Ulular sorar oldular, oburleri de mahfeyi omuzlarına aldılar. Şehirlerdt ve köylerden o kadar çok insan geldi ki, bazılarına mahfeyi tutma sırası gelme< Şehre varınca Şeyhülislam Abdullah Ensari'nin hangâhma indi.
486
Htnâ
i Şc^lı Abdolah jMİmdı bir uhıt vardı Otur vıldan ben aralıkvır I bir bşiTdı. Itıbariıydı, kendisine ba^ı olan aftâUr Bu ka on ıb yıl lahıdın rvmdr kaldıjb halde I Şcyimhsbm Aiuned Hcnt a geiınce, lahıt b«vAre kadına;
I grtv, Şcyb AhiBcd e g^iecejıım. onun ulu kışı olduğunu $i>yluvı>rlaı.
I hak oe?* Biçare dc<k b: *£|:er onu imtihan ıçuı gidiyorsan sakın git r km. Zin e mtmm taurvıır ettı^ adandandan degik vok eğer gönlünde onun her I ear da bu niyetle gidiyorsan o zaman onu ziyarete git. tger ^ ynmmezsen zarar edersin.*
-Sen bdmeıSMi. hadi yünı elbisemi getir, dedi.
fLdbnını giydi. Şeyh Ahmet m huzuruna vardı. Selam verdi. Hz. Şeyh selamını dA w gbyle beytHdn:
-Bize fciam yermek ^hal hatır sormak] için geldin. Fakat hatunun sana söyledi-pm bâffof miBan? Buyruk tutmak ister misin?
-DofTV soyfcthkteîi sonra niçin tutmayayım.
-öyieyfe geri dön Senkin mahallesine var, Muhammed Kasab Mervezl nm Adkânnda kuyruk sokumu denilen yer var. Çengele asılı koyun eti var. Onu satın ji bakkaldın bir miktar pekmez ile ya|; al ve elinle getirip evine ilet. Zira bir kimse umA erinin eşyasını taşırsa bbirden uzak olur demimiştir. Evdekilere de ki. o etten kdye ycmegL yağ re pekmezden de tatlı yapsınlar. Daha sonra o hatunla iftar eyle le onio yddr yapümas üzerine \adp olan şeyi de yerine getir. Sonra hamama git şmkfİt, O sahten sonra bunca yıldan beri olmasım arzu ettı^n, fakat olmayan ftyier bani olmazsa gel Ahmed in ete^ne yapış b, o işin üstesinden o gelir.
B« sözkr Bzerme zahidin gönlünden şöyle geçti: Hiç yapamayacağım bu işi ba-aa buyuruyor. Kendimde otuz yıldır böyle bir kuwet görmedim, babre bu hatunla mmââşki karabilirim? Hz. Şeyh zahide şunları söyledi: Ne düşünüyorsun, hadi yü-^ horiona, iş kolaydu. Eğer gerek duyarsan Ahmed’den medet iste.
Zalot yermdcn kalkıp gitti. Şeyhin buyurdubannı yerine getirdi. Kalye ve helva Şup^İer Bn araya gelip iftar ettiler. Yemek yerken zahitte bir hareket goruldu, cin* arzu etti. Hatun, biraz dur dedi, yemekten sonra. Yemek yedikten sonr^ üAn tekrar [399] ilfb arzu etti, fakat kendisinde kuvvet bulmadı. Hz. Şeyh’teı;
cemaatle otururken tebessüm etti ve *Ey zahit işe giriş, korkm^tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder