tesettür ile evliyalar konu
evet sizere en gzel yazıları yazan tesettür diyorki Dtğer günler ise kotu duşüncelılerın günüdür Bu beyti hemen Arapçaya çevirdim, ömür oldur kı geçe hasıl edip zevk u surur ömür sayma anı kim, şiddetle ede murur Fırsatı vaslı sakın fevt edeyim deme ki devr Nice muştaki karip olmuş iken eyledi devr.Aşağıdaki nrusraı Arapçaya çevir dediler, o da çevirdi:
Su birgun birlikte aktığı nehre erişir Arızın fikriyle yaşımın aktığı budur Ki ezelden su akageldıği ırmağa akar
Yine Şeyhülislam demiştir ki: Mektepte Ebu Ahmed adında yuzu sevimli bir çocuk vardı. Onun için bir şiir söyle dediler. Ben de şunu söyledim:
Yârın cemal-iferhı, eder meh u mihri esir Ahu gibi bakışları vurur felek-ı şirine tır
Yine demiştir ki: “İnsanların ellerinde veya defterlerinde, benim düzgün bir velinle yazılmış altı bim aşkın Arapça şiirim vardır."
Yine demiştir ki: “Bir zamanlar hatınmda ne kadar Arapça şiir var diye saydım. Yetmiş binden fazlaymış."
Yine bir zamanlar demiştir kı: “Ezberimde önceki ve sonraki Arap şaırlerinm şiirlerinden seçilmiş yuzbin beyit vardır."
Yine demiştir kı: “Sabahları Kur ân okumak için Kur ân öğretene vanrdım. Sonra döner derse giderdim. Altı kâğıt [kadar ders] yazıp ezberlerdim. Dersimi bitirince kuşluk vakti edebiyat hocasına vanr, gün bitinceye kadar yazardım. Zamanunı buna adamıştım. Benim için dinlenmek diye bir şey yoktu. Yanı işim bitmezdi, tersine artardı. [372] Çoğu günler yatsı namazından sonra sabaha kadar çalışırdım."
Yme demiştir kı: “Gecelen mum ışığına karşı [dönerek] hadis yazardım. Ekmek
la; "MoMUh'aı hırİMİrrı tofiüma yokmJt \ im| r âm Diıted a kadar bv knaıkİın fOMİnlır^ , det ya»—r yafrye»rdıı. IC^—İA İMda^
başladığımda Alah yetıyie yola çdnnam bana yeter * beım y^vtı^ıını knfe yapOMaHflv derierdL [Oysa ben] om hıridlf mmâm İd: *Ben Bçyıiz kıyidm had» yazmifimdır Bu açyv bpaıaM Bad*at^ wr re y taraftan degıkUer. Böyle hr |i?ar%
r bt: *Aı araa ve kıaa fcnede mnyet edilen pek çak kaâa nü I okbddan ıçn terk etmışundır. Çonko MabamnOı^ ■ı] bepn dkady. Güvenilir kîmaelerden büfe nmm*
1 ıçHt badn akrken iomden mrayet edıyorsonuz, bana lyıki** Nkşnbnr'di Bm Mor Hayri'ye enştan. O kelama ve Eş an »uinknM# imha bacbi yazdım. [Zira] onu ih mnM [Hı. Peypadat* [ badtticfi vardk*
' kr **Bcn ICnr in tefun ve tezkire kommında Hiçe ben om görmescrdım tebır ve tczioR ı anddfff yafmdarken Hiçe Yahya Kubendez «
I i Bnı tnlnn. Çmkn ondan imamlık kokusu gekyor *
Y ahya bis Ammâr Şeybavî (K.s.J
MVYufta pmm Ebul-Ha»an Harakanî’dır (r.a.). Eğer ben HaraJuni jn gonntK^ hakJtae nedir bilmezdim; daima bu onunla, yanı nefs hakikatle karışırdı.
f%74] Yine dedi ki. Şu sözle o bana pır olmuştur: "O kı, yer re uyur, ğU] başka bir şeydir." Bundan sonra bende ondan hiçbir şey kalmadı. Zira dm-ı hakikat bilinmiş ve görülmüş oldu.
Yine dedi kı. Hacca gitmeye karar vermiştim. Rey şehrine kadar vaıdMi 0^ kafileye katılma ımkinı olmadı. Dönüşte Harakani’nm sohbetine vardım, fchş» dil ve "İçen gir ey benim maşukum. Sen denizden geldin” dedi. Allah tan kimse onun ne dediğini bilmezdi. O gaybten haber verirdi.
Makamlar sahibi Şeyhülislam demiştir ki: “Sen denizden geldin” sozundmIh» sen cem gemisiyle tefrika denizinden geldin demektir. Allah onu odullendımr Yine Şeyhülislam dedi ki: Harakanî bana saygı gösterip konuşma sırasmdı % nımle münazara et. Çunku sen âlimsin, bense cahil" dedi.
Şeyhülislam dedi ki; Harakan’da Harakanî, Herat’ta Tâkî olmak üzerehıâıfc şiden ulu hiç kimseyi görmedim ve işitmedim. O iki kişinin bana saygı goıtefii| gibi başka birine saygı gösterdikJerini görmedim ve işitmedim. Harakanî'nmii*t leh bana, “Otuz yıldır Harakanî’yle sohbet ederiz. Hiç senin kadar bir saygı gösterdiğini görmedik. Onun seni gözettiği gibi bir başkasını gozetti|Bi|i medik* dediler.
Şeyhülislam dedi ki: Bunun sebebi şuydu: Beni ona gondermışlerâ fc^ ona dedim ki, “Ey şeyh, sana sorum var." O da “Sor yavrum” [Sor ey o bnrh ben onun maşukasıyım] dedi. Üçunu dille, ikisini de gönülle olmak üzere bt|«i sordum, hepsini cevipUdı. Benim iki elimi dizinin üstünde tutmuştu. Bumk lı hersiz nara attı, gözlerinden ırmak gibi yaş akıyordu ve bana hitap ediyordu.
Ebu Abdullah Tâki (k.s.)
Adı Muhammed bin el-FadI bin Muhammed et-Tâki es-Sicıstâni el-HerevtMp bin Imran Cireitf'nın mundıdır. Zahiri ve bitini ilimlerde âlimdi.
Şeyhülislam dedi kı: "O benim pirim ve ustadımdır. Hanbelilerin itikat m benimsemişti. Eğer ben onu görmeseydim Hanbelilerin inanç tarzını bıle*ı^ çektim. Ben asla ondan daha heybetli bir kimse görmedim. Onu âmâykea Şeyhler ona saygı gösterirlerdi, velayet ve keramet sahibiydi. Keskin bir ferant*
dı, bana saygı gösterdiği ve beni gözetti^ gibi, bir başkasına saygı gostenp gözetti ^görmedim.”
[375] Bana şöyle demişti; “[Ey] Abdullah bin Ebu Mansur, Suphanallah! Allah senin gönlüne nur koymuş." Şeyhülislam [söze devam ederek] “Onun nasıl bir nur olduğunu bilmem için kırk yıl gerekirdi" dedi. Şeyh Ebu Abdullah et T4ki Hıcn 406/1015 yılı Safer ayının ilk gunu vefat etmiştir.
Şeyhülislam dedi ki: [Hak Teâlâ] beni Muhammed Kassâb’ın gözüne ve gonlu ne ulu gösterdi. Ama beni Harakani anladı, Muhammed Kassâb da bana son derece saygı gostenrdi. öyle ki arkadaşımın babası için bir tülbent almak üzere benimle pazara kadar geldi. Ve “Otuz yıldır buradayım ve bu pazara uğramamışımdır* dedi.
Şeyhülislam dedi ki: Şeyh Ebu Abdullah Bâkûy-ı Şirazî hoşça yolculuklar yap mış, [bu seferler sırasında] çağındaki şeyhlerin hepsini görmüştü. Onlara ait hatı-nnda çok hikâye vardı. Ben ondan otuz bin hikâye seçip yazmışımdır. Ayrıca ondan uçbuı hadis yazdım.
Şeyhülislam dedi ki: O sultandı -tasavvuf arada bahane- bütün ilimlere dair bilgisi vardı. Onun bana hürmet ettiği gibi hiç kimse hürmet etmezdi. Her ne zaman huzuruna varsam ayağa kalkardı. Nişabur şeyhlerinden İbn Ebü'l-Hayr gibilerine ve başkalanna kalkmazdı. Muazzam bir feraseti vardı.
Şeyhülislam dedi ki: Rey’den döndüğümde Şeyh Ebu Abdullah Bâkû’nun han İhına vardım. Benim o hangâhta üç dostum vardı. Bunlar Mekkî Şirazî, Ebul-Fc-ee ve Ebu Nasr Terşızîydi. Şeyh Bâkû, “Ebü’l-Ferec" diye çağırdı. O da odasından ^o^arak çıktı ve “Buyur" dedi. Şeyh ona “Bu âlım bu hangâhtan yolculuğa çıktığı za-Tian ben sana ne dedim" dedi. O da cevaben: “O yokçuluğa çıkıyor. Ama ne o yol-uluğa göredir ne de yolculuk ona göre bir iştir. Ona layık olan halka kurup otur-nası ve Ondan söz söylemesidir dediniz* dedi. [Bunun uzcnnc] “Keşke bu sözü o aman söylemiş olaydı da, bu zahmet ve yolculuk fayda etseydi* dedim. Ama Hara-anl'yi görmem gerekiyormuş. Zaten benim bu yolculuğum onun içindi.
Favj Haşan Bİîşrî Sf:ncf:hî (k.s.)
şeyhülislam dedi ki: O benim pırlenmdendir. Ben uç ulu kimse gördüm. Bunlar-lan Harakani ve Tâld kalplerdeki sırlan çözen ıkı kişiydi. Üçuncüsü ise Ebul-Ha-•0 el-Bışrtydi. O sûRlere dair nvayetlerde güvenilir bir kimseydi. Görülmesi gere-
Fakat babam zahitti [kurrâ]. Doğru, takva ve vera sahibi bir kifiydı. Kimse onun vaptığını yapamaz, onun davrandığı gibi davranamazdı.
Şeyhülislam yine dedi ki; Babamın hakkımda muazzam bir sun [kanaati] vardı, gana demişti ki: “[Ey] Abdullah, Fudayi bin lyiz ve İbrahim Edhem senden daha faziletli kişilerdir, der durursun.” Babam benimle ilgili bir rüya görmüş. Fakat bana anlatmazdı. Ama “Her gün bu rüyayı tabir ediyorum, doğru çıkıyor” derdi.
Şeyhülislam dedi ki: Babamın mücerretken [bekâr] tertemiz vakti varmış ve gonlu huzurluymuş. Ama çoluk çocuğa karışınca o halı kaybetti. Daima kendini b nar ve canı sıkılırdı. Canı sıbldığı sırada bir kere bize şöyle dedi; [377] “Sizinle benim aramda ateşten deniz olsun. Biz ne günah ettik? O istedi. Hanım, oğul ve bz meydana geldi. Yani Hak’bn muradı öyleydi." Bir gun yine gonlu daraldı. “Subhâ-nekallihümme” [Ey Allahım seni teşbih ederim] dedi, dükkândan kalbp Belh'e gitti. Piri Şerif Hamza-i Ukaylî’nin huzuruna vardı.
Hicretin 430 yılı Şaban yında vefat etti. Belh'te pirinin yanında defnettiler.
Ebu Mansur Sûhte (k.s.)
Şeyhülislam dedi b: “Ebu Mansur Sûhte, Kuhendez’de bir pirdi. Bir vabtte kendisini Allah’m sevgisinde yakmak için ateşe attı, yanmadı. Onun için adını Sûhte [yanmış, tutuşmuş] koydular.” Dinine bağlı, takva sahibi dürüst bir bşiydi.
Ahmed ÇİŞTİ VE Kardeşi İsmaİl Çİştî (k.s.)
[Aynı ismi taşımalanna rağmen] Bunlar Ebu Ahmed Abdal dışında bşilerdır. Çün ku Ebu Ahmed Abdal ilk sûBlerdendir. Şeyhülislam onu görmemiştir. Bunlar Hâce Ahmed Mevdûd'un dışında bşilerdir. Çünkü Hâce Ahmed Mevdûd sonrab sûfi lerden olduğundan Şeyhülislamı görmemiştir.
Şeyhülislam demiştir b; Ben melamet yolunda,Ahmed ÇişH'den daha kuvveth ve daha olgun bir başka kimse görmedim. ÇişH'lenn hepsi öyleydi. Halktan korku [ve kaygılan] yoktu. Bâtıni konularda cihanın efendileriydiler
[Çişti] üç defa çöle gitmeye karar verdi Bu konuda kendisini tam manasıyla ih-laslı görmediği için çölün başından gen dönmüştü. Butun hallennde ihlas vardı, riyakârlık yoktu. Hiçbir şeblde
hılefet ettiğim konulardan] bin de tankatta feyhlenn yoluna uygun \ş ışlememesiy' di. Zamanın şeyhlennden bazılanyla arası iyi değildi.*
Şeyhülislam dedi ki; Ahmed Hadraveyh bir gun Bayezıd’in önünde *Yarab, bizim ümidimizi kendinden kesme” dedi.” Bayezıd ise *Ya Rab, umıtlenmızı kendinden kes" dedi. Şeyhülislam [bu konuda] dedi kı: ”Ahmed Hadraveyh in dediği [soz] avam idindir. Bayezıd'in dedı^ ise havas [seçkin] içindir. Zira umıt bir hastalık olup mevcut olmayan içindir. Elde edilen [mevcut] bir şeyi umıt etmek ise soz konusu değildir.”
Ebu Bekir Dukki “Afiyetle [esenlikle] tasavvuf olmaz” demiştir.
Şeyhülislam dedi ki: “Eğer sûflysen dava olan hallerini, nya olan fiillerim, manasız olan sözlerini itham et [kusurlu bul].”
Civanmert bir kişi “Eğer beni sağ salim buradan kurtanrsan asla seni zikretmeyeceğim [Allahım]” dedi. Çölden kurtulunca rastladığı bir kışı onu evine goturdu, yemek verdi. Doyuncaya kadar yiyerek camnı teslim etti. Şeyhülislam dedi ki; “Eğer o civanmert yaşayıp Hak’kı anmasa şenatı mahvolurdu. Eğer ansa, verdiği sözü tutmamış olurdu. O [sözünde] sadıktı, meşguliyeti ona yetti. O bu sözü alay ve bayağılık olsun diye söylemedi. Belki kendisimn [Allah’ı] anması Hak için ar olur diye böyle demiştir. [Hak’kı onun şanına layık bir şekilde anamadığı için böyle demiştir.]”
Şeyh Ebu Ali Siyah, Merv’de, “Herhangi bir şeyin bir mıktan gitse geride bir miktar kalır. Fakat şeratın bir miktan giderse geride hiçbir şey kalmaz” demiştir. Şeyhülislam [bu konuda] şöyle demiştir: “O gayet güzel söylemiştir, durum dediği gibidir. Şenatm tam olması gerekir. Şeriatta fazlalık ve ilave bir noksanlıktır. Şenat su gibidir. Su [yu] belli bir miktarda içmek gerekir. Eğer fazla içersen zarar verir, az içersen susuzluğunu gidermez.”
Murta’iş der ki: “Kendimi zahirde halktan biri olarak görmedikçe bâtında [seçkin kişi olarak] görmedim.”
Şeyhülislam, bu sözün manası “Şeriatım saf [ve dürüst] olmayınca hakikatim de dürüst olmadı demektir* dedi. İster hadisten, ister şeyhlenn [hayat] hikiyelennden olsun, övülen hasletlerden, beğenilen hallerden her ne işitirse onu uygulamak Şeyhülislam’ın âdetiydi.
Şeyhülislam demiştir ki: Peygamberimizden bir sünnet size [3«^] nakledilince, eğer sürekli olarak onu yapmaya vc onu âdet edinmeye kadir olamazsanız hiç değil-
Şeyhülislam dedi ki: Allah Teâli ömrümde yanm gun bde bem dünya peşinde lıoşarken görmemiştir. Şimdi dünya nimetleri onume tenldı Ama ondan bana ne? Ejler onu [dünya nımetlennı] kabul etmezsem kihr [nankör] olurum. onun gönlümde kadir kıymeti varsa klfir olayım. Ben ondan kurtulup o bana gerekme yınce bu feth [ikram] gerçekleşmedi. Hz. Süleyman’ın mulku olsa bile ondan bana ne? Bir zamanda bir şey görmüştüm. O şey bana hoş gelmişti ve [o bana] gercklıy dı.onda gozum kalmamış, gönlüm onu istemişti.
Onu bana şimdi verdiler ve ben dedim ki: “Bu filan zaman gordugum ve gon lumden geçirdiğim bir şeydir. O zaman bana gereldıydı, ama vermedi, şimdi ven-yor.’
Şeyhülislam meclisine gebp giden bir Türk şeyhin başında bir kalkana benzeyen bir nur gördü. Bir gün şeyh Ahmed Kûfânî’ye “Hâce’nın başı uzennde o nurdan kalkanı sen de görüyor musun" dedi. O da “görüyorum" cevabını verdi, Şeyhulı» Um dedi ki: "Kûfânî bunu görmüyordu. Fakat Türkün bir şey gordugu halde görmüyorum demesini istemedi. O Türk hacca gttı, gen geldi. Ondan sonra o nuru görmedi. Şeyhülislam dedi ki: O Türk “Şimdi o nuru gormuyorum, sebebi nedir" dedi. Dedim ki: “Şimdi kendini mağfiret olunmuş sayarsın. Kendi kendine değer venp hacca gittim, hacı oldum dersin. Oysa o zaman kendmı muhtaç bilirdin ve bize teşneydin. Dervişlik dilemek için ehildm, can atıyordun."
Şeyhülislam dedi kı: “Herkesin bir putu, yam bir maşukası [tutkusu] var. Bahar Yaktı de benim maşukumdur. Ben bahan severim. Bir zamanlar hava sıcaktı. Güller açmıştı. Gülleri seyredip, gözüm gönlüm açılsın diye içime bir arzu duştu. Klze-gih’a vardım. Bir bahçede iri bir lale gördüm. Öyle sevimli bir laleydi kı, ondan da ha sevıınlı [bir lale] olması düşünülemezdi."
Yine dedi ki: Bir vakitte canım sıkılmıştı. Evimm selamlığında oturmuş duşunu-yordum. Ansızın bir yel esti ve sekiz köşeli bir kâğıt yukandan aşağıya duştu. Onda yeşil yazıyla “Ferahlık, ferahlık" yazılmıştı.
Şeyhülislam dedi ki: Şeyh Ebu’l-Hayr Tinatî sekiz yıl Mekke’de ikamet etti, kimseden bir şey dilenmedi. Bir kimse fakir olsun, bir vakit Mekke’de kalsın ve iste meşin bu çok zor bir iştir. Seksen gun ne gece ne gündüz bir şey yememişti. Açlık tan hastalandı. Halsiz duştu, tki rekât namaz kılmak için sürünerek Makam ı İbrahim’e vardı. Halsizlikten uyuya kaldı. [.^85] Allah Tellâ’yı rüyada gördü. Allah Tekli ona “Ne dilersin" dedi. O da “memleketin gozetleyicisı obnak" dedi. Allah Teâlâ
lee faeecier âcmede sdyicr ve seyledig*ı it lâ^ 1^ pörâr rcra»et ■lyrffir gıînf dmmdir bam ^OTur. bam görmez. Gıfcrbf we ntitf kdbkal wr mabedi İEnKt oIyr. Ama omm hm Sor forr İm ûı âanmamm hangra daha limim? mip fâfir dnfc: Bmama dammda irraKf förcküdir «r kma
BeSUr Abdaln, hayvlı kaşâm ot ıılftnT bıı» mhıkhHrrr 'chM tahkike, anflerr^ aMr la^m dkdbr kam kapak bam dr afikkr olor. faka ■oyimc • pBal m fpdrt İHİmdr lâykfit apykfm dahi bv konmıa drtda oya|pmdbikri| hmıptkr ŞrHbikd— amahbı topâayao bşı der b: "Şok köıimkai
aA b Ehûl-Heacvm Daraç. Yoaof bn Haforn EbeYHâarnBİB daramoDB ha konr aordeysa *0 ı k. ir jy kadar aoma rrıh baiaynı Yımt bm ri-l İMim *H—t w dek Ebû YHaaryaı rm dok Ezbomde Arapça br kciia* L Yenf he el-Hemeı aoeâ edip coşoı. Goziamdre taâmğm^ şMk dek *E|t EbeT-Hearyı^ luTTCt etme, [mku] hm afdbı lif kf
naH abnak af
l»B kaba gDakmufetı akan kaartt ıkr» ınyırtf em knftnı lui acaba ne olar?
acTnm kabn [Hıyabae^] jmi «aenndedv. O dnnyadan gıdmce ■r vanp, azcnne bv tnrbeak yapöbr. Uaermı de çardakla örttüler kibriwA. Neticede bver birer rekat edince onlan o kabrm yanma
b: CHdarm kabvienm Şeyb Amû hm bv bana goatcnp *ata| I kabndv. bn fiimmrbr" denk [Bu knn] $ryhıılııiıan bo| febp, ■yvMpyı bcfcınrık Dedi b. Mnbamaed AbduAab Kiser yoyie dedi: ide forıbığı— butun lyddlenn «ebebı Leya Bûşend nın bana aoyie-n ienrtı bkii liıınıfınuladn* Bnşend bv pm Hent nna^aıda bn-i] feçvA. Bv radetar [wda] çvpmdı Sonra *AMahun bem tut Çan-[yr\yok Efer m| sabm bem butarvsao iç dcia tana tb-diye dna ettL O ydyle dedi: ‘Oradan kurtuldum. [Verdi teok ıçm] dokur yddv Bdia nıtennı cikıonak utan. Fakat buna ga-. Her ne laman cbad [bv obn, tek] deıcm Mrrii [AMab TekUl, O de Ama Ehad kundv, bdv mum der» bem gen dondurur tekrar bayiatv *
4-5-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder