tesettür ile evliyalar bilgi
yine ben yine tesettür diyorki Alil Haşan bin Muhammcd ed Dekkik’tır. Nifabur'da azmanının dili, vaktinin ima-mıydı. Soz söylemede eşsizdi. Beyanı sarih, dib fasihti. Pek çok şeyh görmüştü. Nasrabadl'nin müridiydi. V^aizlik yapardı. 405/1014 yılı Zilkade ayında Nişabur’da vrfat etmiştir.Şeyhülislam dedi ki: *0 her yıl bir yere gidip, bir şehirde ikamet eder, sonra gen gelirdi. Üstat Ebul-Kasım Kuşeyrl damadı ve ö^encisiydi. Onun meclislenni [top-iantılanndalu sözlerini] toplamıştı. Dekkik cezbelenir ve coşardı.
[332] O şöyle derdi: “Herat’ın caddelerinde gezip bağırmam, yanı nara atmam gerebr.” Çünkü Herat ahalisinin birtakım davranışlanndan ötürü uzağa gitmişti. Ona “Herat’a vanrsan seni narayla helak ederler" derlerdi. Zira onun mecbsınde (ura atana karşı o da nara atardı."
Şeyhülislam dedi ki: Şeyh Amû şunu dedi: Dekkâk’ın mecbsindeydim. Bir kimse ona [Allah’ın nüzulü] nuzûl hakkında soru sordu. O da şu iki beyitle cevap verdi: Tercümesi:
Gördün mü, iştttm mı ola ey dil u câmm Şol Rabdan ekrem la, gelip abdme her bâr Bi vade ziyaret edûben der kt, seni ben Hıjzedtaytm vadime talikten ey yâr.
Şeyh Ebu Said Ebü’l-Hayr’ın makamında [ona ait] bir beyit zikrolunmuştur. Tercümesi;
Şevkle dedi ki, çünkü nolaydı kulu olsam Tazimen onu demedim olsun bana dtldâr
Şeyh Dekkik dedi ki; "Eğer şeyhlik iddia eden bir kişiyi görürseniz onun eteğini lunsıb tutunuz. Çünkü mana ehli ve muhakkik olanlar gittiler, artık onlar yok.” Ke^*l-Mahcûb isimb kitabın sahibi hikiye eder ki; Bir pirin şöyle dediğini işittim: Bir gun tevekkülle ilgili bir şey sormak niyetiyle Dekkik’ın meclisine vardım. Başında nefis bir Taberl tülbendi vardı. Gönlüm o tulbente meyletti. Ey Üstat! Tevekkül nedir diye sordum. Tevekkül halkın tülbendine goz koymamaktır. Sonra da tülbendini başından çıkanp bana attı.
Dekkik demiştir ki; "Reddettıklen her kişi gidip gen gelmezse meydan boş ka-
Kur'in okurdum babam Ebul-Hayr beni cuma namazına goturdu. Yolda Ebul-iCiiim Bişr Yasin le buluştuk. *Ey EbuTHayr, bu çocuk kimindir* dedi. Babam bu (kndır cevabını verdi. Sonra [pır] yanımıza geldi ve aya^ uıenne çoktu. Y'uaunu biM doğru çevirip gözleri yaşla doldu ve “Ey Ebûl-Hayr, biz [şeyhlik] makamı boş kftlır da dervişler yiter giderler endifetıyie bu cihandan gidemiyorduk, ^mdı senin ojlunu gördüm bahtiyar oldum. Çunku velayetien bu çocuktan nasıp alsa gerektir* dedi. Sonra babama donup, “Namazdan çıkınca bu çocuğu bize getir* diye ekledi. Namazı kılınca babam beni pır Ebul-Kasım ın huzuruna goturdu. Zaviyesine gınp önünde oturduk. O zaviyenin içinde [bir yemek] dolabı vardı. Çok yüksekteydi. Pır Ebu'l-Kasım babama “Ebu Said’i omzuna kaldır. Bu dolapta bir ekmek var. Onu indirsin" dedi. Babam beni omzuna kaldırdı. Elimi uzatıp o ekmeği indirdim. Sıca ok arpa ekmeğiydi, öyle ki sıcaklığını elimde hissediyordum. Şeyh Ebu'l-Kasım o ekmeği elimden aldı. Gözleri yaşla doldu ve iki parçaya ayırdı. Bir parçasını bana venp ye dedi. Bir parçasını da kendi yedi. Babama hiç vermedi. Babam, “Ey Şeyhî Nıçm bu ekmekten bana da bir parça vermedin" diyince Şeyh, “Ey Ebü’l-Hayr! Otuz yıldır bu ekmek bu dolaba konmuştu. Bana, bu ekmek kimin elinde sıcak olursa âlem ondan hayat bulacaktır diye vaat etmişlerdi. Bu sözün hükmü onda gerçekleşse gerektir. Şimdi bunun senin oğlun olması müjdesi sana yeter" dedi. [336] j^yh Ebu Said demiştir ki: Bir gün Pir Ebü’l-Kasım Bişr Yasin’in önündeydim. Ba ıu"Ey oğul! Allah’la konuşmak diler misin?" dedi. Ben de “Dılenm. Niçin dilemeyeyim?" dedim. Bunun üzerine “Halvette olduğun her zaman şunu söyle, bundan hzla bir şey söyleme:
Ey cân, sensiz karar benden gelmez İhsanlan şumr benden gelmez Ger şükrün içun olursa bir zebân her mûytm Binden btrtnt guzâr ondan gelmez/
Lokm.an Ser.ahsî (K.S.)
Demşliğinin başlangıcında çok mücahede etmiş ve ihtiyatla amel etmişti. Ansızın oıubır keşf hali zuhur etti, düşüp aklı gitti. Kendisine “Lokman, o [durum] neydi? Bu nedir" dediler. O da şöyle cevap verdi: “Ne kadar çok kulluk yaptım, ama daha liiiası gerekiyordu, neticede âciz kaldım." Sonra şöyle dedi: “İlahi, padişahlar kulla-
oiK'ekı gibi Pır ın yıızune gozunu dikti. Bakışında asla değişildik olmadı. Bazıları Tamam, oldu" bazılan da “ölmedi" dediler. Henüz bakışları doğru ve dürüsttü. Pir Ebu’l-Fadi, “Tamam olmuştur. Fakat biz burada oturduğumuz ıçm o gözünü yummuyor [kalkıp gidelim]" dedi. Pir Ebü’l-Fadl kalkınca Lokman hemen gozunu yumdu.
Muhammed Kassâb ÂMİLÎ (k.s.)
Dimgin’da bulunurdu. Şeyhülislam dedi ki: Şeyh Muhammed Kassâb, Ebu'l-Ab-bas Kassâb'ın öğrencisiydi. Vaizlik yapardı. Şeyh Ebü'l-Abbas avama söz söylemesin diye onu meclis kurmaktan menetmişti. Çünkü sözü [halkın anlayamayacağı bir] yüceliğe enşmişti. O ulu bir kişiydi. Bütün Dâmğân leş [ceset], o ise onların ruhu gibiydi.
Y'ine Şeyhülislam demiştir kı: Eğer Harakani ve Muhammed Kassâb hayatta olsalardı ben sizi Harakanî ye değil, Muhammed Kassâb’a gondenrdim. Çünkü o size Harakani’den daha faydalıydı. Yani Harakani [dorukta olduğundan] müritler ondan fazla nasip alamazlardı. Yine Şeyhülislam dedi ki: Muhammed Kassâb bana şöyle dedi: “Heratlılar sıfatçı olurlar. Yanı rahmet, afv ve kereme meylederler. Sıfatlardan başka şey görmezler. SûRlenn muamelesi [sıfatla değil] zatın kendisıyledir. Yanı [sûfilenn muamelesi] verenledir. Verenin verme sıfatıyla değil. Zatından başka her şey onunla aranda bir perdedir.”
[.3.w] Eüu Haşan Harakanî (k.s.)
Adı Ali bin Cafer’dir. Zamanının gavsı, yegânesi, kıblesi ve herkesin kendisine yöneldiği kışısjydi.
Şeyh EbuTAbbas Kassâb demiştir ki: “Bizim bu [ziyaret] pazarcığınruz [artık] Harakanl’ye donuyor.” Yanı göv ve ziyaret onun vefatından sonra -dediği gibi-Harakanl’ye oldu.
Şeyh Ebu'l-Haaan Harakanl’nın tasavvufa intisabı, ariflerin sultanı Şeyh Ebu Ye-âd BettâmJ yedir, sülûktaki terbiyeleri de Şeyh Ebu Ye/İd’in ruhaniyetlenndendır. Şeyh Ebu 1 Hatan’ın doğumu Şeyh Ebu Yezid’m ölümünden vok zaman sonradır. Şeyh EbuT Hatan hicretin 425/I0Y4 yılı Aşûra gunu [olan bir] sah gecesinde dun ndifi gıtiTiıştır.
EVLnrA MENKIBELERİ
I Yine demiştir ki: “Cihanda pek çok âlim ve âbit vardır. Ama sana, her gun ak-^ıdan sabaha, sabahtan akşama kadar Hak'kın beğendiği amel [ve ibadette] olan lu^siden tayda vardır.”
Oemıştır ki: “Gönüllerin en aydını kendisinde halk [fikri] olmayandır. Amelle-nn en güzeli kendisinde mahluk fikri olmayandır. Nimetlerin en helali senin çalışılanla elde edilendir. Arkadaşlann en iyisi de yaşayışı Hakla olandır.*
Ebu Abdullah Dâstânî (k.s.)
Adı Muhammed bin Ali ed-Dâstânî’dir, lakabı Şeyhler Şeyhi’dir. Çeşitli ilimlerde bilgisi olan bir kişiydi. Hak dergâhının muhteşemlerindendi. Düzgün sözü ve güzel işaretlen vardı. Şeyh Ebü'l-Hasan’ın çağdaşıdır. Müritlikte intisabı üç aracıyla Şeyh .\mmî-i Bıstâmî’ye çıkar. O [Şeyh Ammî-i Bistâmî] ariflerin sultanı, Bayezid’in erkek kardeşinin oğlu ve mürididir. Hicretin 417/1026. yılının Recep ayında dünyadan gitmiştir. Ellidokuz yü yaşamıştır.
Ke^'l-Mahcûb sahibi şunları anlatır: “Dâstânî’nin müritlerinden Şeyh Sehl’ın şöyle dediğini işittim: Bir zamanlar Bistâm’a çekirge yağdı. Bütün ekinler ve ağaçlar çcbrgenin yaptığı [zarardan] kapkara oldu. İnsanlar ellerini telaş ve şamatayla kaldırdılar. Şeyh bana, bu meşgale nedir dedi. Ben de, çekirge gelmiş, insanlar da huzursuz olmuştur dedim. [Bunun üzerine] Şeyh kalkıp dama çıktı, yüzünü göğe doğru çevirdi ve derhal bütün çekirgeler çekip gitti. Öyle ki ikindi namazına kadar hiç-bın kalmadı ve hiç kimsenin de bir dalına ve fidanına zarar gelmemişti."
Ebu Saİd Ebü’l-Hayr (k.s.)
Adı Fadlullah bin Ebü’l-Hayr'dır. Çağının sultanıydı. Tasavvuf yolunda olanların süsüydü, kalplerden geçenleri bilirdi. Bütün şeyhler onun hizmetındeydiler. Bu yolda onun pin Şeyh Ebü'l-Fadi bin Haşan Serahsî'dir.
[340] Şeyh Ebu Said demiştir ki: Bir gun geliyordum. Serahs şehrinin kapısında bir kıl tepesi vardı. Lokman Mecnun onun üzerine çıkıp oturmuştu. Ona doğru yönelip yukarı çıktım. Lokman kurkunu yamıyor, ben de ona bakıyordum. Gölgem kürkünün üzerine düşecek şekilde durmuştum. Parçayı kürküne dikince “Ey Ebu Said! Biz seni bu parçayla bu kürke diktik" dedi. Sonra kalkıp elime yapıştı ve Pir
427
PAMATin^UKn
l^l^Fadr» banythıı gocurdu. Onu çadırdı, o dj difuı çıktı. “Ejr EbmVhi ^ mm Midi. Bm «dcndr* dcdL Pir de ekme unkp betu hangâhın içane pmmâk
di «iwdft. Fime bv ntale akp ona baktı Bende de -ılım sahibi her kışMİciidı^^ bi-> • nudede nefer okfeı|ıifia dair bir merak belirdi. Pır bu duruma miid Bm SomP [tfol ıgn: Ha&a gönderilen yuzyırmklaft bin peygamber ^hdb . Onfer bu iş ıçm geldiler. Bu kelimeyi söyleyen kimseler eedı ıda] yok ohMar" dedi. Şeyfa £bu Said deramla foyle dedb le^ , Sabah guneş dogmadan önce pirden ran imttâma. Tdbr|^
L IÇMj Ebn Ali Fakih m onune vardım. Hiçe £bu Ali'nin tefen dtnı, ^ dr. Msm onfen bırak, bani dedikodularında oynaya dursunlar* fEN ÂM 6 HH Hemen o anda bu kHimeyi dinleyince gonhımdf m benden aldı. Hiçe Ebu Ah bendekı bu değiftJdıgi gomp *Diı ps ' dede Ben de: *Pır £btJİ>Fad]'ın yanındaydım” dedim. EkuMa nn^ *KaSu gen dön ve ona var. O urlardan buraya gelmek sana haramda'* dedk In^ı bn foiiifi fn|kmlıgı ve hayret içinde Pir Fbul-Padl’ın yanına vardım. Pır £bıU^ bem görünce şöyle dedi: Ey £bu Said!
Sarkaş çak olup kalmış özün fehm u amelden Zimhârbm ser nşte-t çtkarmağıl elden.
Bern de *Ey Şeyh! Se buyurursun* dedim. Şeyh ”tçen gır, otur ve bu kefeog mmeş^ ol kç bu kclunmın seninle çok işi vardır* dedi. Pir £bu1-Fadl Hakla m ■Mtme kavuştu. Hayan boyunca bizim ne müşkülümüz olursa ona muncaadi dâi Ondan sonra müşkülümüzü halletmekte Şeyh Fhül-Abbas'tan ba^ knı «idı^ bıhiMneıdıgMiden Amil e gittik ve bir yıl onun huzurunda bulunduk Hi] Derfer kı, ifefifer cemaathanesmde Şeyh Ebül-Abbas’m ayn baysın dm. Crnııır .ıranndı kvkbtr yıl oturdu. £ğer geceleyin dervişlerden bin ndkm maakkaam»,‘Efopd! Sen rahat ol ve yat Bu pir ne işlerse sızın ıçuı gfe. İm ona gtrtkk defddfe. onan buna ıfatıyaa da yoktur* derdi. Bir yıl içinde, ‘Scspil rahat et mumu lohna* şeklinde başkıhıma soyiedıgı sozu Şeh £bu Saıd'e ıdıi^ borndk Şeyh Ebn Sıad e kendi [odasının] karşısmda bu oda vermıştL Be gece Ebnl'Ahhni laışyemden thşan çıktL Meğer kan aldırdı^ için kam boşmBB Şey* Ehn Said damadan haberdar ofaınca hemen kalkıp zanycsınden çkB şano» finp hflânnıı ydüah ve damannı bmftadı. Şeyhin kaftanını çıkarıp kesA^
ifsını feyhın onune koydu. Şeyh de Ebu Saıd m eft>tseftiıu alıp gıvdı Sonra şeyhin ka/tanını yıkayıp temizledi. [Onu] namaz kıhnabılecek hale getirdi, bu ıp uzenne lerdı. Rır gecede kaftanlar kurudu. Kaftanı ipten indirip [einde ] ordu, duzektı. dur-^ ve buktu. M>nra getmp şeyhin bnune koydu. Şeyh onlan sen gıy diye işaret etti. Ebu Said de alıp giydi ve zaviyesine gitti. Sabah olunca cemaat kalktı ve bir yere geldiler re Şeyh Ebu'l Abbas ile Ebu Saıd'in bırbırlennın elbiselerini giymiş oldukian* m gördüler ve hayrette kaldılar. Şeyh Ebul-Abbas, *Evet. Dun gece rahmet indi Hepsi de bu cömertlik timsaline nasıp oldu. Ona mübarek olsun” dedi
Şeyhülislam demiştir kı: Bir gun Ebu1-Abbas ın onune ıkı kışı gelip oturdular ve şöyle dediler: 'Bizim aramızda şöyle bir soz geçti. Bınmız, Ezel ve Ebedin tasası kı şıye yeter der. Dikerimiz de, Ezel ve Ebedin sevinci kişiye yeter der. Şeyh [ bu konu di] ne der?" Sonra Şeyh elini yüzüne sürüp, "Allah’a hamdolsun kı, Kassab oğlu mm yen ne tasadır ne de sevinç. Rabbınız katında ne sabah vardır, ne de akşam Ta M ve sevinç senin sıfatındır. Senin sıfatın olan her şey hadistir [yaratılmıştır]. Hadis ivin kadime [ezeli olana] yol yoktur." Bundan sonra şöyle dedi: "Kassib oğlu emir ve yasakta Allah'ın kölesi, sünnete uygunlukta da Resulullah’ın hizmetkârıdır. E|(er bir kimse cömertlik yolunda olduğunu iddia ederse şahidi budur." Sonra o ıkı kışı dışan gittiler. "Bu ıkı kişi kimlerdir” diye sordu.
[342] Yine Şeyh Ebu Said demiştir ki: Bir yıl [kadar] Şeyh Ebu'l Abbas'ın ya nında durunca bana: "Yine Mîhene’ye dön ve [oraya] var. Birkaç gun bu bayrak konağının kapısında dikilecek” dedi. Onun işaretinin hükmüne uyarak donup binler ce hılat [kaftan] ve ilahi lütufla Mîhene’ye döndüm. Maveraunnehir şeyhlennden Merv’df bir pır vardı. Adı Muhammed bin Nasr Habîbî’ydı. Asla şeyhi görmemişti. Bir vakitte Merv imamlarından Hâce Ebu Bekir Hatîb, İmam Kaftâlî’nın derslerin de şeyhi görmüştü. Bir ış için Nişabur’a gitmeye niyetlendi. Muhammed Habibi onun yanına varıp ona, "Nişabur’a gitmek istediğini ışıttım. Bu sorum var, bunu Şeyh Ebu Saıd’den sor ve cevabını getir. Fakat benim sorumun cevabını onun bıle-meyeccğmı zannederim* dedi. Ebu Bekir, “Sorun nedir* diye sordu. O da şöyle söyledi: "Asâr [beşeri varlık ve izlen] mahvolur mu? Ona sor * Ebu Bekir, ‘Bunu hatırımda tutamam. Bir kâğıda yaz* dedi. O da bir kâğıda yazıp ona verdi. Hâce Ebu Bekir [gensını şöyle] anlattı: "Nışabur'a geldiğimde bir kervansaraya indim. Ikı sûfı geldi. Merv kervansarayı içinde Hâce İmam Ebu Bekir Hatlb kundır diye çağırdılar. Benim dedim. “Şeyh Ebu Said selam söyledi ve siz kervansarayda kalır-
İten biz [burada] rahat degiiiz. Bizim yanımıza gelmeniz gerekir diye löyleA’^ ler. Ben de hamama vanp gusul edeyim ondan sonra varayım dedim. 0 haberden dolayı bana buyuk bir hal geldi [Benim geldiğimi] ona kumeıifş vermediğini kesinlikle bildim. Sonra hamama vanp gusul ettim. Dı^n çıkıoc^ ^ dervifin ellerinde od [agaa] ve gulsuyuyla durduklannı gördüm. Şeyh memız ı^ın bizi sana göndermiştir dediler. Sonra Şeyhin önüne vardım. ŞfH ^ görünce Şöyle dedi:
*Elçı olan Sadi'ye merhaba. Göndereni temsil ettiği için elçi ne güzelde verdim, selamıma karşılık verdi ve “Sen o pirin elçiliğini hor tuttun. [Oyw sozu bizim katımızda yücedir. Sen Merv’den çıkalı beri biz, o pır sana ne M ne getiriyorsun diye duraklan sayıyoruz" dedi. Hâce Ebu Bekir “Şeyhin hg^ den soru hatmmdan gitmişti" dedi. Devamla: Kağıdı çıkanp şeyhe verdıcL "Eğer cevabını şimdi söylersem hemen donup gitmen gerekir. Burada görece^^ iş varsa onu gor ondan sonra gel, soruna cevap vereyim" dedi. Nışabur dah*—-ğum sırada her gece şeyhin hizmetine vardım. Gideceğim zaman o sorunun cc?* nı istedim. O da şöyle dedi: “O pire, öz kalmayınca eseri nerede kalır de. Benb mı onume eğip: “Anlamadım" dedim. O da, bu sözü bilmek âlimlikle ilgilide?-^ Şu rubaiyi ezberle, vanp ona oku dedi:
Tuz gtbt acı aşlar mahvetti tenim ey yâr,
Aşkında senin biten, hoş tatlı hayatım var [343] Kalmadı eser benden bu aşk nedendir var
Çün ben kamu maşukum, âşık buluvergil var
Sonra Şeyh buyursun, bu rubaiyi bir kâğıda yazsınlar dedim. Şeyh HauiHİk eddeb’e emretti. O da yazıp bana verdi. Merv’e gelince Muhammed Hıbliit görmüş, hemen geldi. Hadisenin tamamını ona anlattım. Ve o beyitlen ott# dum. [Beyitlen] işitince bir nara attı ve kendinden geçip yere düştü. Ikıioşi* onu alıp gitti. Yedi gun geçince de defnettiler.
Şeyh (Ics.) şöyle demiştir: Kurtuluş da bir keredir bağlamş da. “Ataknı*-dm uzenne bulduk” ^ZUHRUF 43:2.^] [Onlan izliyoruz] esasına dayanan tıif* lanmış [beste] kişilerdir. Bu eğreti hayat onlann dillerini tahrike sebep ohır^' nunda] gurur sahrasında onlara bir serap görünür. Nihayet ölüm melegmuiii? 11 görününce bu eğreti süsü dillerinin ucundan alırlar, onlar da rusvay
' âmâk. Ebm Bdur Mıtrddıb <lmt, kjicaı w öniMMİr dızikhler. Kiârm bv kpfcır IcoBckL Abdal cfflfc ’ S—il Hbcc Ebo Bdbr Murddıb ba nkMft ymâi V|^ I huğftıirfy w hcncn cdıhat buİda vr o gus I ıçM fa^MaRdcB çsii ■!■ lo^cr şerbicr jraznuşLırcfar. Ama t»|^ Şr^ Hiçe AbcUafa ciHNakfd^endi etrSemtAmâ I fömaMer iaakamyLk teaeBi, nnelrr zifades^r pâ mm0tm Bm tebapk îalıpirrı ■Mcnkm p<^eriBek içıo açıklama ykptnak^ Yapeİdm padheı dİ
I rıddıanna ımışdc işaretlen vardır lâ, o nmKİqrk kaşb Zira levpliyie [nigir] kastohmaa ioiMi la, b« ndı arvAr rduHı vanâamDiş olup makbul olarak btlınır.
I İldenfau fborio,^ makıat 7a ziTarete gelen ifavân-ı saÛ [temiz kaiş^ kağ^ ferj fv kall»H vcâdr fveûkir dofdar\ Güzel yüzlen sevina artmr. Sdzlenpm len irtfaddrr Doada gprnşae haataya ft^du. [Lika-i habl şi£ı-i aüda-.] Ya 4 W «I godo gözeler topkıb^udur [cemait-ı havrâdırj ki, ınMHBifi^
I emgı zaman a^de ıçm gelirler.
: aklidır. Akıl, gomai cennetiniıı kapıcısMİır. Rıdvao şıpla^
> vordu dediği şey, imanın ruhu bedeninden ayrılınca akıJ bv kmı
ydfddfa «frii benden [baİH ayihj maksat ya zillet ve meskenettir la, oiina li ddcck lopHİr mr^Rİana gebr. Veya gerçek £akım suretidir la. muşaİMdrm Zira hkı du çabanda yüz karasıdtr. Abdakhdfld sahip nefunı kurvetlerdır. Nıtekm *ibü
? DcfışeB bmir* demişlerdir.
345^ MmkartaA makıar mranlığın hakikatidir. O kuru ve yaş ne vanakfm dahi bukuınlmn ve eserienn mazhandır. Ve *.Vbdda^ ’a yapıştı* [dnaİesınden maksat] odur kı. ruh bcdnAt ıŞMi gBçsuz kalaralriarmı gomnce zorunki olarak m%aİ0 hdamfk gMerdder demektir
bn bılrnnr, ynce mertebesine, manevi ileme uvnmm^ |C vaebr âCaşlaM dtığaaındj Alnb ırvgmndf n eser olanlar rubamın rnaond^
bu hallere dair bilgi hasıl edip şifa bulurlar, ûzclkkle velıiık ve keramet gubataıun dan ilahı esintiler esip nefs de böyle gelmif ola. Allah doğru loyler. hak yola detir Donuş ve sığınma Onadır. [Limıl’nın daveti son buldu.]
Yine [şeyhin] hayat hıkiyesıne donelim Bir gun şeyh dışan çıkıp yapraklan sa nrmış bir ağacın altına oturdu ve şu beyti okudu:
Sen mıhrie ztrd tsen, ben mıhr-ı pur derdtm Sen muhrıle mâh isen ben çerh-t cihân kerdım
Tam tercümesi: Sen güneşten dolayı sararmışsın. Ben de dertten. Sen de ondan dolayı aysın, ben de.
Şeyhe falan kimse havada uçuyor dedder. O da “Sinek ve çaylak da havada uçu yor" dedi. Filan kimse bir anda bir şehirden bir başka şehre vanyor dediler. O da ■Şeytan da bir nefeste doğudan batıya vanyor. Bunun gibi işler fazla değerli değil dır. Arzu edilen şey ise, halk içinde oturup, alışverip edip, evlenip, halka kanşıp, fa bt bir nefes bile Allah'tan gafil olmamaktır” dedi.
Tasavvuf nedir diye şeyhe sordular. O şöyle cevap verdi: “Tasavvuf başındaki sevdayı dağıtmaktır. Elindeki dünyayı ikram etmektir ve sana her ne vaki olursa ol sun hatır ve hayalini bir kararda tutmaktır."
Yine şeyh şöyle demiştir: “Allah yeter. Gerisi boş arzudur ve nefes son bulmuştur."
Yine demiştir ki: Allah ile kul arasındaki perde, yer ve gok değildir, arş ve kursl de değildir. Senin zannın ve benliğin perdedir. Eğer bu [perdeyi] ortadan kaldırırsan Allah’a kavuşursun. [346] Şeyh şunu söylemiştir: Bir zamanlar yolculuğa çıkmıştık. Bir köye vardık. Köydekilere, “Burada pirlerden hiç kimse bulunmuş mudur" diye sorduk. “Dâr denilen bir pir vardı" dediler. [Bunun üzerine] “Onu gor muş bir kimse var mıdır" dedik. “Çok zaman önce onu görmüş bin vardu-" dediler. Adam gönderdik. [Dâr’ı gören] pir [yanımıza] geldi. Heybetli bir pirdi. Ona “Sen Dâr’ı görmüş müydün" dedik. O da “Çocukken onu görmüştüm" dedi. “Ondan ne duydun* dedik, “Bende onun sözünü bilecek kuvvet yoktu. Fakat hatırımda onun bir sozu kalmıştır* cevabını verdi ve anlattı: “Bir gun sırtında aba bir dennş yoldan gelip onun yanına vardı ve selam verdi. Ayakkabısmı çıkanp, ey şeyh serünie huzura bvuşmak isterim. Bütün âlemi dolaştım. Ne huzura kavuştum, ne de huzura kavu lan bir kimse gördüm* dedi. Pır de “Niçin kendinden el çekmedin? [Böyle yapsay-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder