tesettür ile evliyalar
evet bugün tesettür dediki leybdbakHB dedi b: Mnhanımed Şıgerf [Şuknıf] şöyle dedi. "Hdano koyoı de ddtt mmi [cjeofruT rardbr Yanı gübre parçasında bık rtıdal uzcıe hMdee mukftrrkir kraf ve tcief etmek can depUu “Omum yın I
Ker Abim'llah Nîânek (k.s.)
dedi kt; 'Ebu Abdullah Minek İran'ın Er|ân bekksmdt vışıAl^ İMİiMn Minek tur. Bundir ı Erfıni ntn takbesıdif. ŞAI> mtâf yddı İfMUfni|ıınHı jiu kışı du tarafoulân agznun
en^tı. ömrunun sonJannda koturum oJdu. Müezzinin her kamet getınfiıuk uaennde durur, namazmı bitınr, sonra tekrar koturum olurdu. Semi haiuMİe^ boyk olurdu Şeyh Amû ve Şeyh Abbas onu görmüş olmakla ovunurlcrdı. ovunmesınJerdı? Çunku o pirle söyleşmek onlara farzdı. Tasavvuf nedir dıyreon^ sordular. O da "Himmette yeğine olmaktır ve halktan ayn [bigine] yaşamakta dedi. O yine demiştir ki. “Sûfilık varidatla olur, virdlerle değil.*
Şeyhülislam dedi ki; *Sûfı hal ve makamları geçmiş kişidir, bu tur şeyler ayağı altındadır. Sûhmn halinde her şey toplanmıştır.*
Şeyhülislam dedi ki; Şeyh Amû, Sirevani’nın şöyle dediğini anlattı: “Sıddıklau* aklından en son çıkan şey reislik sevgisidir.*
Şeyh Said Fergani’mn dediğine göre, buradaki reislikten kastolunan şey, tıklar arasındaki reislik değildir. Zira sıddıklık makamımn başlangıcma erişmek ko yaratıklar arasındaki reisliği terk etmeden mümkün olmaz. Belki buradaki reıslıktm murat Allah katında şefaat makamının elde edilmesini arzu etmektir. [Bu soıit dünyevi reisliğin terkinden çok manevi reisliğin de terkine işaret edilmiştir.]
Şeyh Abbas, Sirevani nın şöyle dediğini anlattı: “Size sevgi besleyenlen oyam etmemzı vasiyet ederim.*
Şeyh Amû da Sirevani nin şöyle dediğini zikretti: “Eğer benim ayağım olaydı Horasan 'a varıp, sızı sevenleri ziyaret ederim.*
[314] Feth Hid, Sirevani’nin şöyle dediğini söyledi: “Sûfî o kimsedir ki, kan» sındakıler ona bakarlar ve onun makamını görürler. O ise özünde olan şeyi bılm« ’ Şeyh Sirevani demiştir ki: “Kim bâtıl yolla izzet isterse, Allah Teâlâ hak yem bulsun diye onu değersiz [zelil] bir kul eyler.”
Yine o demiştir ki: “Tasavvuf halkı terk etmek tek bir düşüncede olmaktır.’Bu sozu takiben de: “Halk, girdikleri şeyi fesada uğratan bir sıkıntıdır. Yanı boyWfli nın sohbetinden son derece sakınmak gerekir* demiştir.
Yine demiştir ki* “Tedbirini terk eden kişi hoş bir hayat yaşamış olur."
Yine demiştir kı: “İnsanın afeti yine insandır.* Yine demiştir ki: “Fakirler hem« istirahat isteyen dünya ve ahiretın beyleridir.*
Yine demiştir kı: “Fakr [derviş], vaktinin çocuğudur. Eğer ikinci bir vaktefî dikse artık o fakır değildir.
gun Mescıd I Harim'da otururken s^kfilcr vasuuiâ dcnrişbkten löc açıMı. ^efh: Nıvın dervişlikten dem vurursunuz? Eğer devnşkp duvara yazsalank, baden his bın«ı o yana uğramazdı. Buna ra|;men herkes “Ben dervifun' der dedi. Dervifler bu lorden rahatsız oldular ve ''Onun söylediği ne btçını sözdür? Biz derviş değil miyiz? AielAde bir adam gelip bizi dervişlikten ihraç etti” dediler Şeyhlerden orada hazır olanlar, ”Dediği gibidir” dediler. Bunun uzenne tartışma ve kavga çıktı. Bu sırada umre vakti geldi. Ebu’Huseyin Serkl umreye gidip gen geldi, namaz kıldı. Butun cemaat orada hazır bulundu. Sonra yerinden kalkıp, o topluluktaki kişilerden her btn sının yanına gelip başlarını optu ve ozur diledi. Şeyhlerden onunla arkadaş olan bı n, “Doğruyu söylediğin halde şimdi gelip bir sefihin söylediği birkaç sözle o sozım den dondun” diyince Ebu’-Huseyin Serkî, “O sözden dönmedim. Ama o vakitlerde umreye gidiyordum. Yolda birçok ayet ve vird okurdum. Buğun ise yolda kendi kendime, o şöyle dedi, ben şöyle dedim diye düşünerek gittim ve butun yolum ha sımlık duygularıyla geçti. Şimdi gelip gönlümü karışıklıktan ve huzursuzluktan kurtardım. Onlar haldi ya da haksız olsun önemli değil. Hele ben gönlümü elemden kurtardım ya. Gönlüne malık olan her kişi beyhude husumede kendini huzursuzluk ve tefrikaya düşülmez” dedi.
Mithammed Sahİri (K.S.)
[3H] Şeyhülislam dedi kı: Şeyh Muhammed Sahirî öyle bir kimsedir kı, o Resulul-lah m (s.a.v.) kabrımn yanına vardı ve “Ya Resulullah, sana misafir geldim. Ya b«nı doyurursun ya da bu kandilleri birbirine vurup kıranm” dedi. Sonra bir kimse gelip onu davet etti. Hurma ve başka yiyecekler hazırlamıştı. Götürüp onu doyurdu. Ve “Allah’ın Resulüne ne demiştin” diyip guldu. Şeyh, Muhammed Resulullah’a söyle dığııu ona da söyledi. Sonra o kişiye, “Sen niye böyle soruyorsun” diyince o da, "Uyuyordum. Resulullah’ı düşümde gördüm. Şöyle dedi; Bana kotu tabiatlı bir misafir geldi. Onu evine gotur, kammı doyur ve ona şöyle söyle; Bu başka yere git. Eki yer istek yen değildir.”
AtlMKO C'EVAt.KKZ [CL\ ALOKR] (K.S.)
^yhulıslam dedi kı; “Bu da onların dostlarındandır. Bırbırlcriyle sohbet ederlerdi.
PAHATiaÜMS
FerftnAİıyııfa [Yurdunu trrk edip] Harem-i Şenf civarında yaşardı.”
ŞcyfndiiİMn Ş<yh Anıâ oun şoyie dedı|tım anlattı: *Bır zaman Mekke olmuftu Sûfîlcrdcn b«r pup erlendıler, hanım aldılar ve düğünler yaptılar [nûflJer aneında j kmi derece yaypnJaftL Şeyh Cevalkez de bir hanım akk p gnemn erten gunu laCiie kabilinden fûlîiere şöyle dedi; ”Size [hakkımı, mem Bu iş öyle boş bir şey değildir, bu kadar zamandan ben bana bunu ncdeı^ medınız
Şeyhülislam dedi kı; Şeyh Ahmed Cevalkez yemeğini daima yaimı yer^n vaktiyle şöyle demişti: Bir gun bir pirle aynı kaptan yiyorduk. Bir parça et ama beğenmediğim için gen koydum. Bunu fark eden o pır bana bağırdı ve din için istemediğin bir şeyi başkalan için nasıl istersin? Onu ağzına koy” dedi i||f o zamandan ben edep üzere olayım diye tenha yerde yemek yerim.
Şeyh Amû dedi ki: “Bu hadiseden sonra ben onu Horasan’da gördüm Y«» uzak yerlerde yiyordu.”
EnO’L-HüsEYİN Hadâd Herevî (k.s.)
Şeyhülislam dedi kı. O ulu, mücerret, zarif bir dervişti. Sûfilerin zariflenndendı 0 da Mekke'de diğer şeyhlerle beraber ikamet ederdi. Mekke’de Şeyh Ebül-Abba Kaısib’a gelip civanmertlik nedir diye sordu. Ebü'l-Abbas şöyle cevap verdi; “I? Ebûl-Hasan, civanmertlik nedir, ben sana söyleyeyim. Civanmertlik canınınıiteA ğıne uyup dostlara keşkeği soğuk olarak sunmamandır.” Bu sözün sebebi yodr Şeyh Ebül-Hüseyin işleriyle meşgul olmuş, dostlannı bekletmiş, bu sebeple kif kekleri soğumuştu.
Şeyhülislam dedi ki. Dağarcığımda Şeyh Ahmed Kûfân’m anlattığı bir lukbe var b, işe yarar. O da şudur: Ebül-Hüseyin ömrünün sonlannda Esterabad’dışk Bir kışı ona, “Davet edilmediğin gece olursa o gece benim evime gel" dedi 0 k "Bu zaman zaman olur, o [gece] de kendim için gereklidir* cevabını verdi.
Yine Ahmed demiştir kı: Ebü'l-Huseyın ömrünün sonlannda şekilci sûflft» bazı hallennden bıktı. Vc dedi ki: "Bende o hazırlık yoktu. Onun için bu bıkk»İ bana geldi. İlahı beni kendi huzuruna vâsıl eyle." Bu duadan sonra uç gün yifik Dördüncü gun hakka kavuştu.
Km 'L-Ml’ZAFFER TlRMIZÎ (K.S.)
Altıncı tabakadandır. Adı Habbil [Cebbil] bin Ahntcd‘dır imam, zaüut v» Hanb«h meıhebındrndı. Tırmız'de müzekkıriik, fanı raıziık yapardı. Z,arrvanımn [cinde ge len bir] şeyhiydi. Söz »oyledi^ zaman Hızır (a.4.) meclisinde hazır olurdır Ebu Bekir Verrlk'ın o^enci&ı olan Muhammed bin Hamıd'm o^encısmın oı^enctsıdır Şeyhülislamın da pirinin piridir. Muameleler, züht, rera rt takva [konusunda] pek çok soru ve güzel menkıbelen vardır.
Şeyhülislam dedi ki; Ebul-Muzaffer Tirmızi ve hocası Muhammed bin Haımd ve onun da hoca.sı Ebu Bekir Verrâk Tirmızî uzerlenndekı sineği kovmazlardı Ebu Bekir Veır4k şöyle derdi: “Bir mecliste mademki bir Müslüman oturmaktadır, sız o laman üzerinizdeki sinekleri kovalamayımz. Çünkü sizden gidip, varır o Musluma [u konar.“ Bundan da yanında insan varken sineklen kovamadığı anlaşılır. Onun için derlerdi ki: “Zaman zaman [görmek için] çalışırlardı da hiç onun üzerinde sı nek görmezlerdi." Allah Teâlâ da lyı niyetin bereketine onu sinekle uğraşmaktan korumuştu.
EMİRÇE SİFALFÜRUŞ (K.S.)
Şeyhülislam dedi ki: Babamın anlattığına göre Emırçe-i Sıfalfiırûş [çömlek satan] dukklnında tuttuğu akrebi, yüksek bir duvar üzenne bırakır, sabverip giderdi.
Şeyhülislam dedi lu; Babam da böyle yapar, hiçbir çıyanı öldürmezdi. Bu yol ab dal yoludur. Onlar abdal ve keramet ehli kişilerdendiler. Bir kişi iyi bir zamanında meleği gördü. Ona, "Sizi görmek için kişinin ne yapması gerekir" dedi. Melek de, “Hiç canlı incitmemek gerekir” diye cevap verdi. O kişi hiç canlı inatmezdi ve bu sebeple meleği görürdü. Bir gun o kişiyi kannea ısırdı. Bir şeyle vurup onu duşurdu. Ondan sonra asla melek görmedi.
[319] Şeyhülislam dedi ki: "Bir vakit Mirçe-ı Sıfâlfurûş bir dükkânın kapısmday-dı. Kapının önünde de bir kışı oturuyordu. İhtiyar bir kadın çılu^eldı ve "Haberin olsun ey riyakâr, falan kimse oldu. Cenazesine gelmez nusın* dedi. Sonra gitti. Emırçe dükkânın içme girip yennı başkasına verdi. Bir saat geçti çıkmadı. O kışı dükkânın içine girdi, takat onu görmedi. Sonra Emırçe dışarı çıktı. O kışı, neredeydin dedi, O da dükkânın içmdeydim cevabmı verdi. O kişi tekrar "Ben içen girdim, lenı görmedim" diyince Emirçe şöyle dedi: “O ihtiyar kadını gördün. Buraya gelip
40S
NIFAHATL^T LİNS
filan kimse oldu diye söyledi. [O sırada] Yemen de bir kimse olmuştu Ben de [Yemen de] o kimsenin namazım kıldım, gen geldim.’ Ebnde bir parça boncu^ vardı. ’Bunu yolda duşmuş buldum. Dilersen al.”
Emırçe ı Sıfilftırüş şöyle denuştır: “Bir vakitte Belh’ten geçip gıdiyordunt vada kubbe fşeklinde bir şey] ba^dıklarmı j^gordum]. O kubbede bu* şarkıo zık] aleti eşliğinde şu beyti okuyordu [tercumesı^:
Bir ffr-i âUmsm sen âlemde hevapeymâ A^k ayetin okursun fiknn zer u sim emmâ
Sonra ben o beyti ezberledim.
Bir vakitte bir kışı ona gelip şöyle dedi; "Bu şarap bardaklannı satıyorsun 0|| alıp ne yaptıkJannı biliyor musun?* O da, “Sen var peşinden git. Ne yapıyorlar |fif’ dedi.
Şeyhülislam bunlann oğlunu gördüğünü söyledi.
Şerif Hamza Ukaylî (k.s.)
Heratlıydı. Belh’te ikamet ederdi. Pek çok keramet ve makamı vardı. Hızır1a(uı sohbet edenlerdendi. Duası kabul olunan biriydi. Şeyhülislamın pinnın pmydı Bv tun ulu kişilerle, keramet sahipleriyle, Pir-i Fârisî, Abdülmelik İskâf, Ebu1-Kaw hannâne, Haşan Taberî, Arif Ayyâr ve Şeyhülislamın babası Ebu Mansur Muha» med bin Ah el-Ensari gibilerle [Allah onlara rahmet etsin] dost ve yoldaş olmuştu Şeyhülislam şöyle dedi: Babam, Ebü'l-Muzaffer Tirmizî nin şöyle dediğim d retti: “Sana iyilik eden kişi seni esir etmiştir. Sana cefa eden de seni azat etmıştınt azat olmak esirlikten daha yeğdir.’*
Şeyhühsiam şöyle dedi: Yerde ve gökte ne kadar çok kişiden kurtulursan o b dar tayda bulursun. Bir pır bana şunu anlattı; “Muhammed bin Abdullah Kir ısımh bu pınn munthğinin ilk zamanlannda yolculuğa çıkmak için içinde bir b behrdı. Sonra Nışabur’a gitti. Bir gün mescitteyken şevketli bir pır içen girip: Nere ye gidersin dedi. Sefere cevabını verdi. Pir, hiç harçlığın var mı diye sorunca, o b yok dedi. Pir öyleyse ne yapacaksın dedi. 2Lorunluluk olursa isterim dedi. Pu sonk Kınu daha çok seversin? Sana bir şey vereni mi yoksa vermeyeni mı? Verem Jei Pir devam etti: O halde henüz ham meyvesin [olgunlaşmamışsın], zira sanabırî*'
Şrfh Aâ** Htoppvl iidh le Imrân Sotesi mifclân rolaa gHBiiınâm e,
lycr. frİTTtr onıçtytMds. BgföB—dkiBİ^ i mm tm. Atfa dopv mmm btr ı—jfin grkk Orac—
■Mk i|*ı dışaB fdbaı^ Afr OM WK tottn. O gece rveosHida Hak Teill«i|i^ AU TelliOBBf0f4t ieA; *ScflM btaMİe 'jnmzdj, bvgazel kdet» Mâ ât mu korfi hm hâetmmz wmöl Sen idctmn dcpştırdm. Ba de degıştvââ’HHiB r oâhi Çok geçmeden Ahar V'obs Imrio’ı kenâı^ »e hm rcrp fahâkbn gooderdL TıhaâdvHa-. Imria o yerden kaçmak zoranda kakk I deâ b: $eeh Abbos Fabr dedi ki: Ben Şıraz da Şcrk Ekillh Mfm mthe ■■ ygamda kangkhu lnânwyıMilimi Bir gnn kim oldagBaBbâmk|> Mhrh|iftiA.Şc7h EbaTHoıeTm ona bakıp. İmrân ten nıasB de<k O âf«
$eyb kafcp oaa yoneldç ba^rma hasd te yerme geçvdç ânoiL r dr bv yeyânmdugunn gordo. Şeyh ona, gözünde mtıycs şer aâ dıpt tmâm O da gniTanıir bv şey bh rardır dede İmran'm goröndeb feyda kâ nftkam Bu laandıAMMtFabr sonra funian anlatv: Şeyh bana. *Hcfevitnkai hmmmm gaiw* deâ. Ben dr bamama goCnrdmiL Şeyb de nzermdeb dbaoa ^ bartş bmama gakierdL (karin] hamamdan çıkmra fcyhm kıttınnıı om |pâ Aa «r balâar bangiba geldk O gece bnyâk bv daeet tertip emler. Şeyb cbiVİâ ^ Ma candr çok kakai|tL Çnokn bdtuıı fcybier her yd Mıar arabnrii hâfât nma ]lnm a] erme Tarviardt O da boyök bv daıel WiŞ karfddü temek kç» İmran'm daha bık ga b» ^Mndı dbmaa ddedt Enca gun İmran gitmek ıç» aa tttedı Şeâf
^ **”** ^^ O da etet crtainnı teıdL Şeyb tekrar bukaç gun daha baabd
t dırâ. O da fi cetaiı ıcnb: ‘GadefonniL Zoa ben [Alab tardnd* \ ^ bameam Mmm nanetler ıçmde gormean. [Gomrİera] na ab*^ I ynaa abp gydeynn Ta b [Alab in] nzaa okn
ne gelsin.” Şeyh Abbas'ın anlattırma göre, bo olaydan %onn onu Mısâr da bir nri' nede bir kulağını fare yemiş olarak okı buldular.
[322] Şıbli’yi görmüştü. O şöyle demiştir: Şıbll'ye Kirdular: "Kerem sahibi kışdenn en keremlısı kimdir?” O da: "Kabahat işleyen kişiyi kabahatin işlendiği zaman atfeden, sonra da ben falan dostumu veya filan kölemi atfettim diyerek onlara eziyet etmeyen kimsedir.”
Şeyhülislam dedi ki: “Yann kerem şadırvaıu öyle hşkıracak ki, öncekilerin ve lonrakılenn gunahlan yok olup gidecek.”
Ebu Hamİd Döstân (k.s.)
Merv’de bulunurdu. Şeyhülislam dedi ki; “Ben onu gören bir kişiyi görmüştüm. O kişi de Ahmet Çiştî’ydi.” Şeyhülislam bir vakitte de Ahmed Çıştî’nm şöyle dediğini söyledi: Ebu Said Mdlînî dedi ki: “Bu doğruya benziyor ki, Ebu Said Milini, Ebu Kamid'i görmüş ve haşmet [sıkıntı] ne zaman gider diye sormuştu. O da, sohbet koyulaşınca gider cevabını vermişti.”
Şe>dıulıslam dedi ki: “Haşmet, heybet ile vahşet arası bir şeydir. Sohbet gelince vahşet kalkıp gider, heybet kalır.”
Şeyhuhsiam Ebu Said Milînî’yı görmüştü. Ama [gördüğünde] küçük olduğu için anlayamazdı, kimse de onu tarif etmemişti. Bu şöyle olacağa benzer: O Ebu Hamıd'i gören bınnı görmüştü ki, kendisine bu hadiseyi o kimse anlatmıştı.
Şeyhülislam söylediğine göre Ahmed Çişti şöyle demişti; Ebu Hamid Döstin merv’de bir dukkinda oturuyordu. Bir saka ona su verdi. Ebu Hamid suyu ahp bir saat elinde tutup durdu. Saka “Ey Şeyh niçm içmiyorsun” diyince, “Bir sinek su içı-Tor? Sabredeyim ki o su içsin. Zira hakkın dostlan bir canlıya zahmet vererek bir fey içmezler” cevabım verdi. Şeyhülislam bu konuda şöyle dedi: “Zahmetle içmek demek şu demektir; Sen bir şeyi içersm. Zahiren de öncelikle başkasına ikram eder «n ve [ikram ettığm] o kışı doyar. Ondan sonra sen ondan daha fazla içersin. Bu kotu bir hırs ve açgözlülüktür. Ya ikramını gızh tut ya da itidal üzere iç.”
Taarruf Şerhinde zıkrolunduğuna göre Hak TeAlâ’ya saygı göstermede Ebu
Vıne Ebu Sakİ demiştir ki: *Bız AmıJ’deyiten, Mııır’dan Şeyh Ekılj^ bat m habermı ıştfen btr kışı geldi. O kışı Allah ı tanımazdı. Sûâlık makamından atmak ıvm Mısır dan gelmişti. Gelince içen gırch, selan vcqn^ ayakkabtamı da çıkarmadı. Helaya varıp ne kadar abdest testisi varsa knk. Hıi^ «m [sa^^lam] bırakmadı. Sonra da “Ş«yhe söyleyin testi getirsin" deds OİMin^ anlattılar. Şeyh “Bafka bir testi iletiniz” decL "Burada olanın hepsini kırdı* Me Sonra "Pazardan getınnız” dedi. Fakat geç getirdiler. O gafil şahıs helada ^ "Niçin tefti getir mıyorsunuz? Eğer testiniz yoksa şeyhe söyleyin, gelip sakahuı na ventn, ben onunla ıştınca [taharet] edeyim" dedi. Şeyh bu sozu ışıttı, yen* kalktı. Mübarek sakalı ak ve uzundu. İki elinin uzenne koyup gitti ve *Kauyo|| öyle bir yere erişti kı, sakalı ıstıncaya yaraşır oldu" dedi. O gafil bu hak (şviki [gonlu] kınldı re gelip şeyhin ayağına kapandı. Ve "Ey Şeyh! Sayende Mudeaı oluyorum" dedi.
[329] Bir çocuk bir deveyi yuJanndan tutup, yükü ağır deveyle birlikte Amişı zarından geçip gidiyordu. [Yer] balçıktı, deve kayıp duştu ve ayağı incindi. ,Etniı kı] adamlar [devenin] yukunu indirmek istediler. O sırada şeyh de oradan|egMİ teydı. Neler olduğunu sordu. Durumu anlattılar. O da devenin yulanna yapışş Is şını göğe doğru kaldırdı. “[Ya ilahi!] Bu deveyi iyileştir. Eğer iyileştirmezsen be İÜ sap oğlunun gonJunu bu çocuğun ağlamasıyla yakmış olursun” dedi ve dem» man lulkıp yürümeye başladı.
O şöyle demiştir: “Butun Üemın -ister dilesin isterse dilemesin- Hakluiiiı kıyia ablaklanması gerekir. Yoksa zahmet çeker. Zira onun ahlakıyla ıhhlrlınw başına bela gelmez, gönlün de incinmez. Zira Hak Teali sen razı olsan da koMiâ takdirini değiştirmez. Üstelik onun emrine razı olmak rahatlıktır. Allah m k*i|iı huylanan her kimsenin gonlu rahata erer. Bundan yüz çeviren herkes df ’Alâa takdir ettiği şey] meydana gelince huzursuz olur."
.Ah.vied Nash (k.s.)
ülu şeyhlerdendir Şeyh Ebü'l-Abbas Kassib’ın çağdaşıydı. Husri yı gocMfit Şeyh Ebu Said EbuTHayr Mihene'de Şeyh Ebü’l-Abbas Kassâbi znaift eâf onunla sohbet etmeyi istediği zaman Şeyh Ahmed Nasr Nesi şehrinde bir hiapi ta yaşardı. Bu hangih şehnn ust tarafinda, içinde şeyhlerin toprağı kabııiın. ^
ulubnn türbe» bulunan bir mezarbgın kenarniıyıiı Oftaft Eb» Alı DıirirÜr, iııiUh m (ı^.v.) tfaretjyic orada bir haafHı yafdnaiftv
Şeyh Fbu Said NeaA şc^nnc »rIfincc fdrn ıçMie prmedt. Şdm alt tarabndefa köylerden geçip Betme'y» fonekk Bcane, M«İMiMwd UIyi ■n kaıbmın btdu» di}|a Nr koydur Şeyh Ahmed Naar zannyMmden başım dışın çdcınk Onda oAm lAfilere, “Tarikat ve tasavvuf şahıniennı gomıdk »tryeıı bmsenMi Beşme>r vınp. gmdi orada geçen kimseyle [Ebu Saidle] bıduşmaaı ferekır* dedi.
[130] Üstat Ebu Alı Dekkik sûfi şeyhlerin turbelennı ziyaret etm^ içuı Neaâ’ya gddı Nesi'da kalacak bir yer yoktu. O gece yattı ve Retuiullahı (s.a.v.) ruvada gor ds. [Resulullah] ona “Sûfıler için o yerde, kalacak bir bina inşa edesin* buvurdu ve gmdı hangih olan o yeri işaret etti. O yenn çevresine bir hat çekti Üstat Ebu Alı «abah kalkıp o yere geldi. Hz. Muhammed Mustafa’nuı (s.a.v.) [rüyasında] çektı^ hat yeryüzünde gorunuyordu, bu sırada orada olanlann hepsi o hattı gördüler Uıtat da o hattın üzerine hangih duvarını yaptı ve hangihı tamamladı Hangihın yınına bir de mezarlık yaptı. Büyük şeyhlerden ve meşhur velilerden dortyuz pınn türbesi oradadır. Bu sebeple sûfıler Nesi'ya Küçük Şam derler. Yanı Şam 'da pek çok peygamber [kabri] vardır (Allah'ın saJatu selamı uzerienne olsun). Nesâ'da da Şam'daki peygamber kabri kadar] velî [kabri] vardır (Allah ruhlarını takdir etsin) Yine Ahmed Nasr'ın menkıbelerine gelelim. Ahmed Nasr yirmi defa hacca git raıştı. Ço^ zaman ihramını Horasan’da giymişti. Bir gun Harem i Şerifte sûhlenn ur ve hakikatlerini şathıye [timit] şeklinde ifade etti. O zaman Harem de pirlerden ıkıyuz seksen kişi vardı. Onlar “Bu sözü niçin söyledin" dediler. Ve onu Harem den dşan çıkardılar. Hemen o saat Husri Bağdat’taki evinden dışarı çıkıp hizmetçisine ‘Şu her yıl buraya gelen Horasanlı genç var ya, bu defa gelince içen alma" dedi. Ah-ned Nasr Bağdat’a gelince Husri’nın kapısına vardı. Hizmetçi ona, “Şeyh falan vakitte dışan çıktı ve içen girmesine müsaade etme dedi" diye söyledi. Ahmed bunu ıgtmce bayılıp duştu. Birkaç gun bu hal üzere kaklı. Bir gun Husri dışan çıktı ve fofit dedi: “O yaptığın edepdışı davranış için şöyle hareket etmek sana borç olsun: Rum’a [Anadolu] varmalısın ve orada bir yıl sureyle her gun domuz gutmehsm. Gece olunca da kifirienn Muslumanlardan aldığı Tarsus demlen yere varmalısın ve namazla meşgul olmalısın. Asla btr saat bile yatmamaiısm. Belki [o zaman] pirler tem kabul ederler." Ahmed dürüsttü. O zaman şeyh ne buyurduysa yenne grtırch. Ondan sonra yine şeyhin kapısına geldi. Hizmetçi “Tes gel, buğun şeyh sem isti-tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder